Padişahın Okulundan Cumhuriyet'e Uzanan Yol
Manastır Askerî İdadisi'nin kapısından ilk adımımı attığımda garip bir heyecan hissettim.
Bu sıradan bir okul değildi.
Koridorlarında yürürken yaklaşık yüz otuz yıl önce aynı taşlara basan genç bir öğrenciyi düşündüm. Henüz ne bir mareşaldi ne de bir devlet kurucusu. Sadece hayalleri, merakı ve soruları olan bir çocuktu.
Belki teneffüslerde arkadaşlarıyla bu avluda dolaşıyor, belki sınıfın penceresinden Manastır'ın dağlarına bakıyor, belki de ülkesinin geleceğini dert eden ilk düşünceler zihninde burada şekilleniyordu.
O sıralarda oturan sarı saçlı, mavi gözlü genç öğrencinin bir gün Çanakkale'de destan yazacağını, Samsun'a çıkacağını, bir milleti ayağa kaldıracağını ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracağını kim bilebilirdi?
Sınıfına girdiğimde gözüm boş sıralara takıldı. İnsan ister istemez bir sıranın üzerinde dirseklerini dayamış Mustafa Kemal'i hayal ediyor. Tarih dersini dikkatle dinleyen, okuyan, sorgulayan ve ülkesinin içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışan bir genç...
Belki de Kurtuluş Savaşı'nın ilk kıvılcımları henüz burada, bu duvarların arasında yanmaya başlamıştı.
Çünkü büyük devrimler çoğu zaman savaş meydanlarında değil, önce bir çocuğun zihninde doğar.
Manastır yalnızca bir okul değildi. Osmanlı Devleti'nin en hareketli kültür ve düşünce merkezlerinden birinin kalbinde yer alıyordu. Türklerin, Arnavutların, Rumların, Yahudilerin ve Slav topluluklarının birlikte yaşadığı bu........
