İdare Hukuku Yazıları – IV Yenilenebilir Enerji ve Yatırımcının Haklı Beklentisi
Özet. Yenilenebilir enerji yatırımları yüksek maliyetli ve uzun vadelidir; yatırımcı, kararını yürürlükteki teşvik ve izin rejimine güvenerek alır. İdare ise kamu yararı ve değişen koşulların gereği olarak bu rejimi zaman içinde değiştirebilir. Bu çalışma, idare hukukunun “haklı beklentilerin korunması” kavramı çerçevesinde bu iki menfaat arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu incelemektedir. Hukuki güvenlik ilkesinden doğan haklı beklentinin korunma koşulları, gerçek ve gerçek olmayan geriye yürüme ayrımı ile geçiş hükümlerinin rolü ele alınmakta; tartışma, Danıştay’ın yenilenebilir enerji teşvikine ilişkin güncel bir kararı ve buna eşlik eden karşı oylar üzerinden somutlaştırılmaktadır. Çalışma, yatırımcının beklentisinin mutlak olmadığını; ancak baskın bir kamu yararı yokken, taahhüt edilen süre dolmadan ve geçiş öngörülmeden yapılan değişikliklerin bu beklentiyi zedelediğini ileri sürmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 19 Haziran 2026’da Ankara’da düzenlenen 7. Türk-Alman Enerji Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini Türkiye ile Almanya’nın son derece büyük bir potansiyele sahip iş birliği alanları olarak nitelendirmiş ve ortak yatırımlarla iki ülkenin enerji bağlarının güçleneceğini ifade etmiştir.[1] Birkaç gün sonra, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum da Londra’daki Türkiye Enerji Dönüşümü Yatırım Forumu’nda, yatırım kararlarının giderek daha fazla yeşil dönüşüm tarafından belirlendiğini, bu dönüşüme erken uyum sağlayan şirketlerin uzun vadeli rekabet gücü kazandığını ve sürecin güçlü veriler ile öngörülebilir bir çerçeveyle desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştır.[2]
Bu sözler, yenilenebilir enerjinin bugün ulaştığı stratejik önemi ve bu alanda uzun vadeli yatırımların taşıdığı değeri ortaya koymaktadır. Yenilenebilir enerji yatırımları yüksek maliyetli ve uzun vadelidir; yatırımcı, kararını yürürlükteki teşvik ve izin rejimine göre şekillendirir. Öte yandan idare, kamu yararı ve değişen koşulların gereği olarak bu rejimi zaman içinde değiştirebilir. İşte tam bu noktada idare hukukunun dengelemesi gereken iki menfaat karşı karşıya gelir: bir yanda idarenin düzenlemelerini güncelleme yetkisi, öte yanda yatırımcının mevcut rejimin süreceğine duyduğu güven. Bu yazının konusu, “haklı beklentilerin korunması” kavramı çerçevesinde bu dengenin nasıl kurulduğu; yatırımcının beklentisinin hangi koşullarda hukuken korunduğu, hangi koşullarda baskın bir kamu yararı karşısında geri çekildiğidir.
I. Hukuki Güvenlik ve Haklı Beklenti
Hukuk devletinin temel gereklerinden biri, bireyin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini ve devletin de düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir.[3] Bu ilkenin bir uzantısı olarak gelişen haklı beklentilerin korunması ilkesi ise, idarenin ister bir düzenleyici işlemine, ister bir taahhüdüne, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmelerini ve bu meşru güvenin korunmasını ifade eder.[4]
Kavram, Türk hukukuna özgü değildir; kökleri Alman idare hukukunda atılmış, Avrupa Birliği ve İngiliz hukuku içtihatlarıyla gelişmiş, Türk idare hukukunda ise 1970’li yıllardan itibaren önce Danıştay, sonra Anayasa Mahkemesi kararlarında kendine yer bulmuştur.[5] Bugün geldiği noktada haklı beklenti, idarenin takdir yetkisini sınırlayan ve düzenlemelerini değiştirirken bireyin güvenini gözetmesini gerektiren, yerleşik bir idare hukuku kavramıdır. Yenilenebilir enerji alanı, bu kavramın somut biçimde sınandığı verimli bir örnek sunar; çünkü burada yatırımcının güveni, doğrudan idarenin teşvik politikalarına bağlıdır.
II. Yatırımcının Güveni Neden Korunmaya Değer
Yenilenebilir enerji yatırımcısının beklentisinin neden hukuki korumayı hak ettiğini anlamak için, bu yatırımların doğasına bakmak gerekir. Bir rüzgâr ya da güneş santrali, yüksek başlangıç maliyeti gerektiren, geri dönüşü yıllara yayılan bir yatırımdır. Yatırımcı bu kararı verirken yalnızca teknik ve coğrafi koşulları değil, uygulanan teşvik politikalarını, hukuki düzenlemelerin istikrarını ve piyasaya duyduğu güveni de hesaba katar.[6] Nitekim ampirik çalışmalar, politika istikrarının ve piyasaya duyulan güvenin yatırım kararındaki belirleyici rolünü doğrulamakta; erken aşamadaki teknolojilerde geçmişe yönelik politika değişikliklerinin üretimi maliyetli hâle getirdiğini ve piyasada güven oluşturmanın kritik önem taşıdığını göstermektedir.[7]
Türk hukukunda bu güven, soyut bir beklentiden ibaret değildir; doğrudan yasal bir taahhüde dayanır. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM), 5346 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenen fiyatların on yıl süreyle uygulanmasını öngörerek, yatırımcıya öngörülebilir bir gelir vaadi sunar.[8] Yatırımcı tam da bu on yıllık taahhüde güvenerek maliyetlere katlanır, kredi kullanır ve üretime başlar. Dolayısıyla buradaki beklenti, devletin kendi koyduğu kurala dayanan, somut ve meşru bir güvendir. Bu güvenin korunması, yalnızca bireysel yatırımcının değil, uzun vadede enerji dönüşümünün başarısının da koşuludur; zira güvenin sarsılması, bakanların davet ettiği türden uzun vadeli yatırımların önündeki en büyük engeldir.
III. Beklentinin Sınırı: Uyarlama, Geriye Yürüme ve Geçiş Hükümleri
Yatırımcının güveni korunmaya değer olsa da, bu koruma mutlak değildir. İdarenin karşı tarafında, en az onun kadar meşru bir yetki bulunur: kamu hizmetlerinin değişen şartlara uyarlanması. Enerji piyasası dinamik ve teknik bir alan olduğundan, idare —özellikle bağımsız düzenleyici otoriteler eliyle— teşvik ve tarife rejimini değişen koşullara göre güncelleme yetkisine sahiptir.[9] Mesele, bu yetkinin sınırının nerede çizileceğidir.
Bu sınır, büyük ölçüde geriye yürüme yasağıyla belirlenir. Alman hukukundan gelen ve Türk öğretisinde de yerleşen ayrıma göre, tamamlanmış hukuki durumlara müdahale eden gerçek geriye yürüme (echte Rückwirkung) kural olarak yasaktır; buna karşılık henüz tamamlanmamış, sürmekte olan durumları geleceğe yönelik etkileyen........
