DÜZENLEYENİN (KEŞİDECİNİN) ELİNDEN RIZASI DIŞINDA ÇIKAN VEYA KAYBOLAN ÇEKLERDE BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ VE CEZAİ YOLLAR
Çekin kaybolması veya çalınması hâlinde uygulamada ilk akla gelen yol çoğu zaman “çek iptali davası” olmaktadır. Oysa çekin düzenleyenin elinden çıkması ile lehtarın veya yetkili hamilin elinden çıkması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Özellikle çek henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken kaybolmuş veya çalınmışsa, düzenleyen bakımından izlenecek yol sanıldığı kadar açık değildir.
Sorunun bir yönü kıymetli evrak, diğer yönü icra hukukuna ilişkindir. Çek üçüncü bir kişinin eline geçmiş veya kullanılmaya başlanmışsa ceza hukuku da devreye girer. Bu nedenle somut olayda önce çekin kayıp anındaki durumu belirlenmelidir. Tamamen boş ve imzasız bir çek yaprağı ile imzalı açık çek ya da bütün unsurları doldurulmuş çek aynı kurallara tabi tutulamaz.
Asıl güçlük, kıymetli evrakın zıyaı(kaybolması) hâlinde iptal talep etme hakkının kime ait olduğu noktasında ortaya çıkar. TTK m. 651/2, iptal talebini senedin zayi olduğu anda senet üzerinde hak sahibi olan kişiye tanımıştır. Çekler bakımından da TTK m. 818/1-s yollamasıyla poliçedeki iptale ilişkin hükümler uygulanır.[1] Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre düzenleyen, çek üzerinde alacak hakkı sahibi değil kambiyo borçlusu olduğundan zayi nedeniyle iptal davası açamaz.[5] Bu kabul, çek henüz lehtara teslim edilmeden düzenleyenin elinden çıktığında belirgin bir koruma boşluğu doğurmaktadır.
Bu sebeple mesele yalnızca “iptal davası açılabilir mi?” sorusuna indirgenmemelidir. Çekin nasıl düzenlendiği, hangi aşamada elden çıktığı, kim tarafından ibraz edildiği ve icra takibine konu edilip edilmediği birlikte değerlendirilmelidir. Hukuki ve cezai koruma yolları ancak bu ayrım yapıldıktan sonra doğru kurulabilir.
1. DÜZENLEYEN ZAYİ NEDENİYLE ÇEK İPTALİ DAVASI AÇABİLİR Mİ
TTK m. 651/2 uyarınca kıymetli evrakın iptalini, senedin zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi isteyebilir. Çekler yönünden TTK m. 818/1-s, poliçenin iptaline ilişkin m. 757 ila 763 ile m. 764/1 hükümlerini uygulanabilir hâle getirmektedir.[1] Kanundaki “senet üzerinde hak sahibi” ifadesi, düzenleyenin aktif dava sıfatına ilişkin tartışmanın merkezindedir.
Düzenleyen, çekten doğan kambiyo ilişkisinde alacaklı değil; çek bedelinin ödenmesini sağlama yükümlülüğü altında bulunan borçludur. Bu nedenle Yargıtay’ın uzun süredir benimsediği görüş, zayi nedeniyle iptal davasının lehtar veya yetkili hamil tarafından açılabileceği, düzenleyenin ise yalnızca keşideci sıfatıyla bu davayı açamayacağı yönündedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.04.2014 tarihli kararında, çekin zayi nedeniyle iptalini isteme hakkının lehtar ve hamile ait olduğu; keşidecinin bu hükümlere dayanarak iptal davası açma hakkının bulunmadığı kabul edilmiştir.[5] Aynı yaklaşımın farklı tarihli kararlarla sürdürüldüğü öğretide de ortaya konulmuştur.[6] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 10.06.2026 tarihli kararında ise lehtara gönderilmek üzere kargoya verilen, ancak teslim edilmeden kaybolan beş çek yönünden düzenleyenin iptal talebi aktif sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmiştir.[7] Dolayısıyla düzenleyen adına hasımsız çek iptali davası açılması bugün için ciddi bir usul riski taşımaktadır.
Bununla birlikte öğretide aksi yönde güçlü bir eleştiri bulunmaktadır. Muhammet Emin Bingöl, özellikle henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken zayi olan çeklerde düzenleyenin de iptal talebinde bulunabilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yazara göre düzenleyenin kategorik biçimde iptal davası dışında bırakılması, hem kanun hükümlerinin yorumu hem de korunmaya değer menfaat bakımından isabetli değildir.[6] Gerçekten de bu ihtimalde belirli bir hamil bulunmadığı için menfi tespit davasının kime yöneltileceği de belirsizdir.
Öğretideki eleştiri ile yürürlükteki yargı uygulaması birbirine karıştırılmamalıdır. Uygulayıcı açısından baskın kabul hâlen açıktır: Düzenleyen, yalnızca bu sıfatına dayanarak zayi nedeniyle çek iptali davası açamaz. Koruma, çekten hak iddia eden kişi belirli hâle geldiğinde menfi tespit davası ve uygun geçici hukuki koruma yoluyla sağlanmalıdır.
2. ÇEKİN KAYIP ANINDAKİ DURUMU NEDEN ÖNEMLİDİR
Düzenleyenin elinden çıkan her çek yaprağı aynı hukuki nitelikte değildir. Çekin kayıp anında imzalı olup olmadığı ve zorunlu unsurlarının doldurulup doldurulmadığı, hem kambiyo sorumluluğunu hem de ceza hukuku nitelendirmesini değiştirir.
Tamamen boş ve imzasız çek yaprağı henüz kambiyo senedi niteliğinde değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.05.2006 tarihli kararında da henüz keşide edilmemiş boş çek yapraklarının zayi nedeniyle iptalinin istenemeyeceği; yaprağın sonradan doldurulup imzalanması ve buna dayanılarak hak ileri sürülmesi hâlinde düzenleyenin ilgili kişiye karşı menfi tespit davası açabileceği kabul edilmiştir.[8] Böyle bir olayda temel risk, düzenleyen adına sahte imza atılarak çek oluşturulmasıdır. Düzenleyenin atmadığı imza kambiyo sorumluluğu doğurmaz; ancak çek aslının temini ve imza incelemesi ispat bakımından belirleyici olacaktır.
İmzalanmış, fakat bedel, tarih veya lehtar gibi unsurlarından biri ya da birkaçı boş bırakılmış çek farklı değerlendirilir. İmzalı açık çek fiilen tamamlanıp tedavüle sokulabilir. Bu nedenle belgenin hangi amaçla, kime ve hangi doldurma yetkisiyle bırakıldığı araştırılmalıdır. Çekin rıza ile teslim edilip yetki aşılmak suretiyle doldurulması ile baştan itibaren hukuka aykırı biçimde ele geçirilip doldurulması, ceza hukuku bakımından da aynı değildir.
Üçüncü ihtimal, bütün unsurlarıyla düzenlenmiş ve imzalanmış çekin lehtara teslim edilmeden kaybolması veya çalınmasıdır. Ankara BAM'ın 2026 tarihli kararı bu duruma yakındır: Lehtarları, bedelleri ve tarihleri belirli olan çekler yönünden dahi düzenleyenin açtığı iptal davası kabul edilmemiştir.[7] Bu ayrımlar yapılmadan seçilen hukuki yol, daha başlangıçta görev, sıfat veya hukuki yarar sorunuyla karşılaşabilir.
3. BANKAYA ÖDEMEME TALİMATI VERİLMESİ YETERLİ MİDİR
Uygulamadaki bir diğer yanılgı, çek kaybolduğunda bankaya verilen dilekçenin kendiliğinden ödeme yasağı doğuracağı düşüncesidir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 711/3. maddesi, çekin düzenleyenin veya üçüncü bir kişinin elinden rıza dışında çıkması hâlinde düzenleyene muhatabı ödemeden men etme imkânı tanıyordu. Bu hüküm 5838 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.[9] Yürürlükteki TTK m. 799'a göre ise çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder.[1] Bu nedenle düzenleyenin ibraz süresi içinde bankaya tek taraflı “ödemeyin” talimatı vermesi,........
