menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİL ALACAĞI: MEVZUAT, UYGULAMA VE YARGITAY PRATİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

13 0
27.05.2026

İş ilişkisinin temelinde ücret karşılığı çalışma yatsa da, çalışma hayatının yalnızca üretime indirgenemeyeceği, işçinin dinlenme hakkının da en az çalışma hakkı kadar korunmaya değer olduğu artık tartışmasız kabul görmektedir. Bu bağlamda ulusal bayram ve genel tatil günleri, işçinin toplumsal ve bireysel yaşamına nefes aldığı, kolektif hafızayla bütünleştiği dönemler olarak iş hukukunda özel bir konuma sahiptir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yanı sıra 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, bu günlerin çerçevesini çizen temel düzenlemeler arasında yer almaktadır.

I. Yasal Çerçeve: 2429 Sayılı Kanun ve 4857 Sayılı İş Kanunu

2429 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre, 29 Ekim günü Ulusal Bayram olup, bayram 28 Ekim günü saat 13.00'ten itibaren başlar ve 29 Ekim günü devam eder. Aynı Kanun'un 2. maddesi ise genel tatil günlerini tek tek saymıştır: 1 Ocak (Yılbaşı), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü, 30 Ağustos Zafer Bayramı, Ramazan Bayramı (arefe günü saat 13.00'ten itibaren 3,5 gün) ve Kurban Bayramı (arefe günü saat 13.00'ten itibaren 4,5 gün). Dikkat edilecek olursa, kanun koyucu dinî bayramların başlangıç saatini bile titizlikle belirlemiş, arefe gününün yarısını tatil kapsamına dahil etmiştir. Bu düzenlemenin pratik önemi küçümsenemez; zira arefe günü öğleden sonra çalıştırılan bir işçinin de genel tatil ücretine hak kazanacağı açıktır. Tüm bu tatil günleri toplandığında, bir takvim yılında yaklaşık on beş buçuk günlük bir genel tatil süresi ortaya çıkmaktadır; buna rağmen özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde bu günlerin kayıt dışı çalışmayla geçirilmesi, iş hukukunun en yaygın ihlal alanlarından birini teşkil etmektedir.

Bir parentez açmak lazım, meselenin bir de uluslararası hukuk boyutu vardır: Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa Sosyal Şartı'nın 2. maddesi çalışanların ücretli tatil hakkını güvence altına almakta olup, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası gereği usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çatışması hâlinde andlaşma hükümlerinin esas alınacağı kuralı, bu alanda da geçerliliğini korumaktadır.

II. Tatil Günlerinde Çalışma Kararı ve Sözleşmesel Temel

4857 sayılı İş Kanunu'nun 44. maddesi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağının toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılacağını hükme bağlamıştır. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, Kanun'un bu günlerde çalışmayı yasaklamadığı, ancak çalışma kararının sözleşmesel bir temele dayanmasını zorunlu kılmasıdır. Sözleşmede herhangi bir düzenleme yoksa, işçinin tatil günlerinde çalışmaya zorlanamayacağı kabul edilmektedir. Pratikte ise birçok işverenin iş sözleşmelerine genel tatillerde çalışma yükümlülüğüne ilişkin hükümler koyduğu, hatta bu hükümlerin matbu sözleşmelerde standart bir madde haline geldiği görülmektedir. Burada önemle belirtilmesi gereken bir husus da şudur: işçinin genel tatil günlerinde çalışmayı kabul etmiş olması, o günlerde çalıştığı takdirde ek ücret talebinden vazgeçtiği anlamına gelmez. Sözleşmesel rıza çalışma olgusuna ilişkin olup, ücret hakkı kanundan doğan emredici bir hüküm olarak her hâlükârda varlığını sürdürür. Nitekim İş Kanunu'nun 47. maddesindeki düzenleme nispi emredici nitelikte olup işçi aleyhine değiştirilmesi mümkün değildir; işverenin sözleşmeye "tatil günlerinde çalışma karşılığı ayrıca ücret ödenmez" şeklinde bir hüküm koyması, söz konusu hükmün geçersizliği sonucunu doğurur.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir yanlış anlamaya da değinmek gerekir. Bazı işverenler, tatil günü çalışan işçiye ücret ödemek yerine başka bir gün izin kullandırarak yükümlülüklerini yerine getirdiklerini düşünmektedir. Oysa Yargıtay bu konuda tutarlı bir biçimde aksi yönde karar vermektedir. Yüksek mahkeme, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmanın başka bir günde izin kullandırılarak telafi edilemeyeceğini, zira bu günlerin toplumsal ve tarihî anlamı itibarıyla diğer günlerden farklı bir nitelik taşıdığını açıkça vurgulamıştır. Bu yaklaşımın arkasında yatan mantık son derece isabetlidir: ulusal bayram ve genel tatil günleri yalnızca birer dinlenme fırsatı değil, aynı zamanda toplumsal katılım ve aidiyet duygusunun pekiştiği zamanlardır. Bir işçinin Kurban Bayramı'nda ailesiyle birlikte bayram coşkusunu yaşaması ile herhangi bir Çarşamba günü evinde oturması arasındaki fark, salt fiziksel dinlenme ile açıklanamaz; burada manevi, kültürel ve toplumsal bir boyut vardır ki Yargıtay'ın denkleştirme yasağına ilişkin tutumu tam da bu gerçekliği yansıtmaktadır.

III. UBGT Ücretinin Hesaplanması

Asıl mesele ise tatilde çalışan ya da çalışmayan işçinin ücret hakkına ilişkindir. İş Kanunu'nun "Genel tatil ücreti" başlıklı 47. maddesi bu noktada belirleyici düzenlemeyi içermektedir. Söz konusu madde ‘‘Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.

Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işçilerin ulusal bayram ve genel tatil ücretleri işverence işçiye ödenir.’’ şeklindedir. Maddeye göre, bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve........

© Hukuki Haber