menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Saç Ekimi Başarısız Oldu, Donör Bölge Zarar Gördü: Hasta Parasını Geri Alabilir mi?

3 0
23.10.2026

Saç ekimini gerçekte kim yaptı? Beklenen sonucun elde edilememesi, kalıcı doku hasarı ve yetkisiz tıbbi müdahale iddialarında hekimin ve sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu.

Saç ekimi yaptıran bir hasta düşünün. Operasyon öncesinde kendisine belirli sayıda saç kökü ekileceği, doğal bir saç çizgisine kavuşacağı ve işlemin deneyimli bir hekim tarafından gerçekleştirileceği söyleniyor. Ancak aylar sonra beklediği saç yoğunluğuna ulaşamadığı gibi, saç köklerinin alındığı donör bölgede belirgin seyrelme ve kalıcı izler oluşuyor. Üstelik operasyonun önemli aşamalarının, kendisine tanıtılan hekim yerine başka kişiler tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyor.

Bu durumda hasta yalnızca başarısız bir estetik işlemle mi karşı karşıyadır, yoksa hukuken sorumluluk doğuran bir tıbbi müdahale söz konusu olabilir mi?

Saç ekimi uyuşmazlıklarında çoğu zaman tartışma, operasyonun estetik sonucuna indirgenmektedir. Oysa hukuki değerlendirme bundan çok daha kapsamlıdır. İşlemin kimin tarafından gerçekleştirildiği, hastaya hangi sonucun vaat edildiği, hangi tekniğin uygulandığı, donör bölgenin nasıl planlandığı, hastanın yeterince aydınlatılıp aydınlatılmadığı ve tıbbi kayıtların eksiksiz tutulup tutulmadığı birlikte incelenmelidir.

Nitekim 6 Mayıs 2023 tarihli Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik ve 12 Eylül 2025 tarihli değişiklikler, saç ekimi uygulamalarının yalnızca estetik bir hizmet değil, belirli mesleki yetki, gözetim ve kayıt yükümlülüklerine tabi tıbbi müdahaleler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

1. Saç Ekimi Sonrası Saç Çıkmaması Tek Başına Malpraktis midir?

Saç ekimi operasyonunda beklenen yoğunluğun elde edilememesi, tek başına hekimin tıbbi hata yaptığı anlamına gelmez. Nakledilen saç köklerinin tutunması ve işlemin görünür sonucu; hastanın mevcut saç yapısı, donör kapasitesi, saç kaybının ilerleyişi, kullanılan teknik, greftlerin korunması ve iyileşme süreci gibi birçok faktörden etkilenebilir.

Bu nedenle operasyon sonrasındaki geçici saç dökülmesiyle kalıcı başarısızlığın birbirinden ayrılması gerekir. Nihai estetik sonucun değerlendirilmesi bazı hastalarda 12–18 aylık bir dönemi gerektirebilir. Bununla birlikte bu süre, kalıcı doku hasarı veya enfeksiyon gibi sorunların hukuki ve tıbbi incelemesinin ertelenmesi gerektiği anlamına gelmez.

Asıl hukuki mesele, yalnızca saçın çıkıp çıkmadığı değil, sağlık kuruluşunun hangi edimi üstlendiği ve bu edimi hangi koşullarda yerine getirdiğidir.

Saç ekimi sözleşmesi eser sözleşmesi olarak değerlendirilebilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesine göre eser sözleşmesinde yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlenir.

Yargıtay, estetik amaçlı tıbbi müdahalelere ilişkin birçok kararında, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliği taşıyabileceğini kabul etmektedir.

Özellikle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli, 2013/18568 E. ve 2014/2337 K. sayılı kararı doğrudan saç ekimi uyuşmazlığına ilişkindir.

Karara konu olayda hasta, FUE yöntemiyle saç ekimi yaptırmak istemiş; sağlık kuruluşunun önerisi üzerine FUT yöntemi uygulanmıştır. Sonrasında gelişen sorunlar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir.

İlk derece mahkemesi, ortaya çıkan durumun tıbbi komplikasyon olduğu yönündeki bilirkişi değerlendirmesine dayanarak davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay, yalnızca uygulamanın tıp kurallarına uygun olup olmadığının araştırılmasını yeterli görmemiştir.

Yüklenicinin gerekli tedbirleri alıp almadığının, hastayı yeterince aydınlatıp aydınlatmadığının ve üstlendiği sonucu sözleşmeye uygun biçimde yerine getirip getirmediğinin de incelenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Burada önemli bir ayrıntı bulunmaktadır: Yargıtay, sırf hastanın başlangıçta istediği yöntemden farklı bir yöntem uygulanması nedeniyle doğrudan tazminata hükmetmemiş; eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi incelemesi nedeniyle bozma kararı vermiştir.

Bu yaklaşım, saç ekimi uyuşmazlıklarında tıbbi uygunluk değerlendirmesiyle sözleşmesel sorumluluk incelemesinin birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.

Ancak eser sözleşmesi nitelendirmesi de her başarısız sonucun otomatik olarak tazminat doğuracağı anlamına gelmez. Tarafların kararlaştırdığı sonuç, hastanın biyolojik özellikleri, müdahalenin tıbbi sınırları ve hastaya açıklanan riskler birlikte değerlendirilmelidir.

2. Saç Ekimi Operasyonunu Gerçekte Kim Yaptı?

Saç ekimi uyuşmazlıklarında en önemli sorulardan biri, hastanın çoğu zaman işlem sırasında farkına varamadığı bir husustur: Operasyonun hangi aşamasını kim gerçekleştirdi?

Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik, uygulamayı anestezi aşamaları, saç foliküllerinin toplanması, kanal açılması ve saç foliküllerinin kanallara yerleştirilmesi şeklinde düzenlemektedir. Bununla birlikte tüm aşamalar aynı mesleki yetkiye tabi değildir.

Kanal açma işlemi herkes tarafından yapılamaz.

Yönetmeliğin 12 Eylül 2025 tarihinde değiştirilen 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kanal açma aşaması; saç ekimi uygulayıcı sertifikasına sahip tabipler ve uzman tabipler ile düzenlemede ayrıca sayılan plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi, deri ve zührevi hastalıkları uzmanları ve medikal estetik sertifikasına sahip tabipler tarafından gerçekleştirilebilir.

Saç foliküllerinin toplanması ve kanallara yerleştirilmesi ise düzenlemede belirtilen hekimler veya gerekli koşulları sağlayan saç ekimi yardımcı uygulayıcıları tarafından yapılabilir.

Dolayısıyla saç ekiminde sağlık personelinin görev alması başlı başına hukuka aykırı değildir. Hukuka uygunluk değerlendirmesinde belirleyici olan, personelin mesleki niteliği, hangi aşamada görev aldığı ve gerekli hekim gözetimi ile sorumluluğunun bulunup bulunmadığıdır.

Bu ayrım özellikle önemlidir. Çünkü saç ekimi işleminin bütün aşamalarının mutlaka tek bir hekim tarafından yapılması gerektiği şeklindeki genelleme, yürürlükteki mevzuatı doğru yansıtmaz.

2026 sonuna kadar devam eden geçiş düzenlemesi

Yönetmeliğin geçici 1. maddesinde, 12 Eylül 2025 değişikliğiyle yardımcı sağlık meslek mensuplarına ilişkin geçiş süresi 31 Aralık 2026'ya uzatılmıştır.

Bu tarihe kadar ilgili sağlık meslek mensuplarının hekimin gözetiminde ve sorumluluğunda çalışmalarına belirli koşullarla imkân tanınmaktadır. Geçiş süresinin sona ermesinden sonra ise çalışmaya devam edebilmeleri ilgili yardımcı uygulayıcı sertifikasının alınmasına bağlanmıştır.

Bununla birlikte geçiş hükmü, sağlık meslek mensubu olmayan kişilerin sınırsız biçimde işlem yapabileceği veya yalnızca hekime bırakılan kanal açma aşamasının herkes tarafından gerçekleştirilebileceği anlamına gelmez.

Bu nedenle yetkisiz müdahale iddiası incelenirken yalnızca personelin sertifikası değil, operasyon tarihi ve o tarihte yürürlükte bulunan düzenlemeler de dikkate alınmalıdır.

Hekimin sadece operasyon öncesinde hastayla görüşmesi yeterli midir?

Bir hekimin hastayla görüşmesi, operasyon planını hazırlaması veya zaman zaman uygulama odasını kontrol etmesi, tek başına bütün gözetim ve uygulama yükümlülüklerinin yerine getirildiğini göstermez.

Diğer taraftan mevzuatın açıkça izin verdiği aşamalarda yardımcı sağlık personelinin çalışması da yalnızca hekimin işlemin her anında fiziksel olarak bulunmamasından hareketle otomatik olarak hukuka aykırı kabul edilemez.

Önemli olan, hekime özgülenmiş işlemlerin yetkili kişi tarafından yapılması, yardımcı personelin yetki sınırını aşmaması ve gerekli gözetim ile tıbbi sorumluluk ilişkisinin fiilen kurulmasıdır.

Yönetmelik m.9/6'da bir hekimin en fazla beş uygulama odasından sorumlu olabilmesine yönelik düzenleme bulunması da dikkat çekicidir. Ancak birden fazla odadan sorumlu olma imkânı, hekimin kendisine özgülenmiş tıbbi aşamaları devretmesine izin vermez.

Yetki ihlali tespit edildiğinde idari yaptırımlar ve diğer hukuki sorumluluklar gündeme gelebilir. Bununla birlikte tazminat bakımından zarar ve illiyet bağı; ceza hukuku bakımından ise ilgili suçun bütün unsurları ayrıca araştırılmalıdır.

3. Donör Bölge Zarar Gördüyse Hangi Sorumluluklar Doğabilir?

Saç ekiminde donör bölge, nakledilecek saç köklerinin alındığı ve gelecekteki işlemler bakımından da korunması gereken anatomik alandır.

Bu bölgede gerçekleştirilen müdahalenin yanlış planlanması, aşırı yoğunlukta folikül alınması veya uygun olmayan teknik kullanılması; belirgin seyrelme, düzensiz görünüm ve bazı durumlarda kalıcı doku hasarı iddialarına neden olabilir.

2026 yılında Frontiers in Medicine dergisinde yayımlanan, foliküler ünite ekstraksiyonuna ilişkin komplikasyonları inceleyen bilimsel derlemede; donör bölgede aşırı folikül alınması, hipopigmentasyon, skar oluşumu ve donör rezervinin azalması gibi sorunlar ele alınmıştır.

Bununla birlikte her görünür iz veya seyrelme teknik hata göstergesi değildir. Uygulanan yöntemin beklenen sonuçlarıyla önlenebilir zararlar arasında tıbbi bir ayrım yapılmalıdır.

Hukuki değerlendirmede özellikle şu sorular önem........

© Hukuki Haber