BÖYLE BUYURDU HÂKİM’ÂNIM
Bugün Kumluca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde bir talimat duruşması vardı. Duruşmada karşı tarafın tanığı dinlenecekti. Ankara'da çalışan bir avukat olarak Kumluca'ya gitmek yerine duruşmaya elektronik ortamda katılmak, tanığın anlatımını bizzat dinlemek ve gerektiğinde HMK'nin 152. maddesi uyarınca soru yöneltmek istedim. Bu amaçla bir dilekçe de verdim. Mesele, yolculuk zahmetinden kaçınmak değildi. Bir tanığın ne söylediği kadar, söylediklerinin hangi bilgiye dayandığını ve anlatımın neresinde bir çelişki bulunduğunu da ortaya çıkarmak istiyordum.
Duruşmadan önce mahkeme kalemiyle telefonla görüştüğümüzde bize verilen cevap şuydu: ‘Hâkime hanım talimat dosyalarında e-duruşma kabul etmiyor.’ Hani kimi adliyelerde duyduğumuz, söyleniş biçimiyle başka hiçbir açıklamaya ihtiyaç bırakmayan cümleler vardır ya; işte onlardan biri. ‘Bizim mahkemede böyle’, ‘Hâkim bey istemiyor’, ‘Hâkime hanım kabul etmiyor.’ İdari bir alışkanlık, bir anda usul kuralı gibi karşımıza çıkıyor. Telefon görüşmesinde somut dosyamıza özgü bir teknik veya hukuki engelden söz edilmedi. Elbette kalem görevlisinin aktardığı söz, hâkimin gerekçeli kararı değildir; talep hakkında ne işlem yapıldığını ve varsa ret gerekçesini dosyadan görmek gerekir. Fakat aktarılan yaklaşımın kendisi bile yargılama kültürümüz hakkında yeterince şey söylüyor.
Duruşmaya katılamadım. Tanığın sorulara verdiği cevapları anında dinleyemedim, ortaya çıkabilecek çelişkileri takip edemedim ve HMK'nin 152. maddesindeki soru yöneltme imkânından o oturumda yararlanamadım. Bir avukatın uzaktan katılım talebinin reddedilmesiyle doğrudan soru sorma hakkının hukuken ortadan kalktığını söylemiyorum. Daha dar ama önemli bir şeyi söylüyorum: O hak, somut olayda kullanılabilir olmaktan çıktı. Sonradan gelen tanık tutanağını okumakla tanığın karşısında bulunup cevaplarının doğurduğu yeni soruları yöneltmek aynı faaliyet değildir. Tanık dinleme işinin asıl canlı tarafı da burada başlar.
HMK'nin 259. maddesini açıp okuyalım. Kanun, tanıkların kural olarak davaya bakan mahkemede dinleneceğini söylüyor. Yargı çevresi dışında bulunan tanığın bulunduğu yer mahkemesince dinlenmesine izin verirken de dördüncü fıkrada, tanığın nerede, hangi gün ve saatte dinleneceğinin talep hâlinde taraflara tebliğ edileceğini ayrıca düzenliyor. Niçin? Taraflar yalnızca takvimlerine bir tarih mi yazacaklar? Kuşkusuz bu bildirim, delilin elde edilmesine katılabilmelerinin ön koşullarından biridir. Tanığın hangi hususlarda........
