menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MEB'in sınav sonucu: Birincilerin başarısı sistemin, milyonların başarısızlığı öğrencilerin mi? 28 Ağustos 2026

20 0
28.08.2026

“Eğitim sisteminde en temelde yapılması gereken öğrencinin geleceğini birkaç saatlik tek bir sınava indirgeyen anlayışı değiştirmektir. Sınav merkezli sistem, öğrencileri yıllarca test çözmeye mahkûm etmekle kalmayıp sanat, spor ve felsefe gibi alanları geri plana iterek onların sanatsal, eleştirel ve sosyal gelişimini göz ardı etmektedir.”

“Eğitimi bir öğrenme ve gelişme süreci olmaktan çıkarıp soru çözme tekniğine indirgeyen bu anlayış; sorgulayan, üreten, toplumsal duyarlılığı gelişmiş ve çok yönlü bireyler yetiştirmek yerine öğrenciyi yalnızca ölçülebilir performansı üzerinden değerlendirilen bir “teknik insan”a indirgemektedir. Öğrenciyi ilgi, yetenek ve isteklerine göre değil, aldığı puana göre bir geleceğe yönelten bir sistem ne eğitsel ne de adildir.”

Eğitimci yazar Sercan Çelik ile sınav sistemi ile ilgili konuştuk.

2026 YKS sonuçları, Türkiye’deki eğitim düzeninin hangi yapısal sorunlarını görünür kılıyor?

Elbette tek bir sınav, eğitim sisteminin bütün niteliğini ölçemez. Ancak 2026 YKS sonuçları, tek tek öğrencilerin başarısızlığından çok, eğitim sisteminin temel bilgi ve becerileri kazandırma konusunda yaşadığı yapısal krize işaret ediyor. Çünkü birkaç bin öğrencinin değil, milyonlarca adayın ortalamasından söz ediyoruz.

2026 YKS’de TYT’si geçerli sayılan 2 milyon 254 bin 830 adayın dört testteki doğru cevap ortalamalarının toplamı, 120 soruda yalnızca 40,4 oldu. Türkçe testi ortalaması 40 soruda 20,1; Sosyal Bilimler ortalaması 20 soruda 10; Temel Matematik ortalaması 40 soruda 6,4; Fen Bilimleri ortalaması ise 20 soruda 3,9’da kaldı. Yani adaylar, eğitim dili olan Türkçede karşılarına çıkan her iki sorudan ancak birini doğru cevaplayabiliyor.

Bu düşük ortalama tek bir yıla da özgü değil. Her yıl sınavın zorluk düzeyi ve aday kitlesi değişse de Temel Matematik ortalaması 2024’te 6,92, 2025’te 6,01, 2026’da ise 6,4 olarak gerçekleşti. Üç yıl boyunca 40 soruluk bir testte ortalama tek haneden çıkamadı. Milyonlarca adayın yıllar boyunca aynı alanlarda benzer güçlükler yaşadığı bir yerde sorunu yalnızca kişisel yetersizlikle açıklayamayız.

Puan dağılımı da tabloyu tamamlıyor. Sınavı geçerli sayıldığı hâlde 67 bin 87 adayın TYT puanı hesaplanamadı. ÖSYM’nin yayımladığı yığınsal dağılımda 260 puan eşiği esas alındığında, puanı hesaplanmayanlar da dâhil 1 milyon 467 bin 586 aday bu düzeye ulaşamadı. Başka bir ifadeyle sınavı geçerli sayılan her üç adaydan yaklaşık ikisi 260 puanın altında kaldı.

Ancak TYT puanı, doğru cevap sayısının basit bir yüzdesi değildir. Netlerin testlere dağılımı ve standartlaştırma işlemi puanı etkiler. Bu nedenle sonuç belgesindeki puan, adayın gerçek soru performansını doğrudan göstermez. Puanın gündelik dilde tek başına bir “başarı” ölçüsü olarak okunması, temel testlerdeki düşük doğru sayılarını görünmez kılabilir.

Merkezi sınav, milyonlarca öğrencinin hangi bilgi ve becerilerden yoksun bırakıldığını sorgulamıyor; onları mevcut yoksunlukları üzerinden sıralıyor. Eğitim sisteminin ürettiği kitlesel başarısızlık da sonuç belgesinde öğrencinin kişisel başarısızlığına dönüştürülüyor.

Eşit olmayan koşullarda yetişen öğrencileri aynı sınava tabi tutmakla eşitlik sağlanır mı? İstisnai başarıların anlamı nedir?

Elbette hayır. Herkese aynı soruların sorulması üzerinde oluşturulan eşitlik söylemi bir algı yaratma çabasından başka bir şey değildir. Bir öğrenci özel ders, kurs, nitelikli kaynak ve uygun çalışma ortamıyla hazırlanırken başka bir öğrenci yoksullukla, öğretmen eksikliğiyle ya da çalışma zorunluluğuyla sınava hazırlanıyorsa aynı sınava girmeleri eşitsizliği ortadan kaldırmaz.

Her sınavın ardından medyada dolaşıma sokulan “çoban birinci oldu” türü başarı hikâyeleri, tartışmayı eşitsiz koşullardan bireysel çabaya kaydırıyor. Bu anlatının verdiği mesaj açıktır: Başarıyı koşullar değil, yalnızca kişisel çaba belirler; isteyen herkes engelleri aşabilir. Böylece istisna kuralmış, sistem de herkese eşit başarı şansı sunuyormuş gibi gösteriliyor. Bu yıl aynı algı, bütün birincilerin devlet okullarından çıktığı vurgusu üzerinden yeniden üretiliyor.

MEB’in yayımladığı en güncel 2024–2025 verilerine göre özel öğretim kurumlarındaki öğrencilerin ortaöğretimdeki oranı yüzde 11,6. Yaklaşık her on ortaöğretim öğrencisinden dokuzunun özel okul dışında........

© HalkTV