menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplumsal mutabakatın tribün hali

24 5
20.02.2026

Yıllarını spor, özellikle de futbol yazarlığına vermiş yetkin isimler gazetemizdeyken köşemi bu konuya ayırmam tuhaf görünebilir. Ama bazı gözlemler kayda geçmeli. Bu sebeple hafta sonu köşem yerinde dursun, araya sıkışayım istedim. Salı akşamı Galatasaray’ın, UEFA Şampiyonlar Ligi kapsamında, İtalyan takımı Juventus ile kendi sahasındaki maçına gittim. Efsane bir maçtı. Skoru çoğu okur biliyordur ama ben de yazayım: 5-2’lik mükemmel bir galibiyet. Yazıyı okumayı bırakmayın; maç anlatmayacağım. Beceremem zaten.

Benim için stadyum; organizasyonuyla, diliyle, davranış biçimleriyle bir laboratuvardı. O yüzden kalabalıkla birleşmeyen, anormallerin normalleşmesine ortak olmayan bir gözle yazıyorum. Takım tutmamanın iç huzuruyla iyi bir mücadele seyretmek ayrıca keyifliydi. Üstelik ne ilk futbol maçım ne de ilk stat tecrübemdi.

Gidiş yolundan başlayarak, rahatsız edici bir iktidar ve erkeklik diliyle yüzleştiğim için yazmak istedim.

İstanbul’da büyük maçların ya da konserlerin trafik faturasını sadece oraya gidenler değil, o saatte yolda olan herkes öder. Birlikte yaşamanın dayanılmaz ortaklığı diyelim buna. Peki ya çakarlı araçlara ne diyelim? Burada sizin söylediklerinizi yazamam ama duyuyor gibiyim. Salı akşamı İstanbul’da resmi işlerde kullanılmak üzere tahsis edilmiş kırmızı-mavi ışıklı, o berbat sirenli araçların hepsi Galatasaray maçında görevli olabilir miydi?

Bu masum bir soru değil elbette. Aptal yerine konmanın kırmızı-mavi tonlarına duyduğum öfke. Kapalı otoparkın içinde, tek şeritte bile çakar yakıp öne geçme arzusunun altında hangi davranış kalıbı olabilir sizce? Freud’a sorsak cevabı belli ama yazmayayım.

İlerleyen satırlarda kulaklarımı yakan küfürleri de yazamayacağımı şimdiden söyleyeyim; yazıya 18 sınırı koymak istemiyorum. Şiddetin dilini tekrar ederek onu yeniden üretmeyelim.

Otoparkta,........

© HalkTV