menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biz gidemiyorsak onlar gelsin: NO Tiyatro ve Vajra Theatre

24 0
22.02.2026

Tiyatro yapmak her dönem farklı zorluklarla mücadele gerektirdi. Peki bu işi hep sahnede olmak, eylemde olmak olarak düşünerek kendimizi dar bir alana sıkıştırmadık mı? Sanat eğitmenleri nasıl yetişecek ya da konservatuvar eğitiminde eksik bırakılanlar hep duvarlara çarpa çarpa mı öğrenilecek, sadece kendi sınırlarımız içindeki dertlerle dertlenip, yalnızca bize sunulan imkanlarla mı üreteceğiz? Eğitim herkesin ulaşması gereken ücretsiz temel hakkı mı, yoksa satın alma gücü asıl belirleyici olan mı? Bu soruların cevapları ve çok daha fazlası için sizi doya doya okuyacağınıza inandığım, Vajra Theatre kurucusu Karen Yazel Yivli ve No Tiyatro kurucusu Serkan Ortaç ile gerçekleştirdiğim röportajla baş başa bırakacağım.

Üç hafta öncesine kadar bu iki ismin yaptıklarının önemini fark edememiştim. Internatinal Satge Lab (ISL) çalışmasında, uluslararası alanda çok önemli tiyatro profesyonelleri ile gerçekleştirdikleri kampta deneyimlediklerim ve gözlemlerimin ardından onların daha çok tanınmaları gerektiğine inandım. Lafı çok uzatmadan ki bilirsiniz daima uzar, sözü onlara bırakıyorum.

International Stage Lab fikri nasıl doğdu? Türkiye’de hangi boşluğu gördünüz? No Tiyatro ve Vajra Theatre bu oluşumun neresinde?

Karen: NO Tiyatro ve Vajra Theatre’ın kurucuları olarak, ikimizin bir araya gelişinden çok önce de hem Serkan hem ben bu alanda araştırmaları, çalışmaları, okumaları ve hayalleri olan iki kişiydik. Bu birikimin International Stage Lab fikrinin doğuşunda önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Özellikle vize süreçlerinde birçok insanın reddedilmesi, yurt dışındaki eğitimlere erişimin maddi olarak her zaman mümkün olmaması ve farklı performans tekniklerine dair kapsamlı kaynakların ülkemizde sınırlı sayıda çevirisinin bulunması gibi gerçekliklerle sürekli karşılaşıyorduk. Bu durum, bu tür bilgi ve deneyim alanlarının Türkiye’de neden daha erişilebilir olmadığı sorusunu bizim için daha da görünür hale getirdi. Bu nedenle, en azından kendi ülke sınırlarımız içinde bu karşılaşmaların mümkün olabileceği bir alan yaratma fikri doğdu. “Biz gidemiyorsak, onlar gelsin” düşüncesi, aslında bu oluşumun en sade ve en dürüst cümlesi. No Tiyatro ve Vajra Theatre olarak tüm süreci ortak bir diyalog ve karşılıklı güven içinde yürütüyor, alınan her kararı birlikte şekillendiriyoruz. Eğitim programının hem içeriksel yapısında hem de somut koşullarının oluşturulmasında ortak bir sorumluluk üstleniyoruz.

“No” kelimesi bir reddiye mi, yoksa bir özgürleşme alanı mı?

Serkan: 2017’de, NO’yu kurarken şu cümlenin zihnimden aktığı an hep gözlerimin önünde: “Belki de bazen bir şey yaratmanın ilk adımı, başka bir şeye hayır diyebilmektir”. Eğer her şeye uyumlanırsak, aslında kendimize ait bir alan kuramayız. Önce neyi yapmak istemediğimizi netleştirmemiz gerekiyordu. Vasata, tekrar eden dile, risksiz işlere hayır dedik... Bu “hayır” negatif bir enerji taşımıyor. Tam tersine, bizi özgürleştiren bir sınır çiziyor. O sınırın içinde daha cesur, daha sahici, daha politik ya da daha şiirsel olabiliyoruz.

“Vajra Theatre” ismi nereden geliyor ve bize ne söylüyor?

Karen: Bunu ilk kez anlatacağım için detaylarından biraz uzun bahsetmek istiyorum. Vajra, Sanskritçe bir kelime ve iki temel anlamı aynı anda taşıyor: şimşek ve elmas. Kelimenin en eski kökenleri Hindistan’ın Vedik metinlerine kadar uzanır ve bu metinlerde gökyüzü tanrısı Indra’nın silahıdır. Silah olarak Vajra, sadece bir yok etme aracı değil, gerçeği görünür kılarak yeni bir varoluş alanı açma aracı olarak da algılanır. Vajra’nın fiziksel formuna bakarsanız tam ortasında bir küre ve iki ucunda simetrik çıkıntılar vardır. Bu form merkezdeki mutlak dengeyi temsil eder ve kaosun ortasında bile merkezde kalabilme gücünü hatırlatır. İçine doğduğum dünyada ve ülkede yaşanan her türlü kaostan canı yanan, sıklıkla öfkelenen, her türlü konu başlığında “bu böyle olmak zorunda mı?” diye soran bir insanım. Kurduğum tiyatronun adının da bu anlamda bana ve ekibe güçlü bir hatırlatıcı olmasını istedim ve 2024’ün Aralık ayında Vajra Theatre doğdu. Aynı zamanda bu sembol, potansiyel halinde bekleyen bir enerjiden ziyade, eyleme dönüşen ve etkide bulunan gücü temsil etmesi bakımından benim için son derece kıymetli. Hem bireysel yaşamımda hem de kamusal alana dair meselelerde, eyleme geçmenin, bir araya gelmenin, hak talep etmenin ve yaratıcı alanları beslemeye devam etmenin yollarını arıyorum. Baskının farklı biçimleri karşısında edilgen kalmamayı, aksine var olmanın ve üretmenin imkânlarını ısrarla araştırmayı önemsiyorum. Vajra Theatre ismi, benim için tam olarak bu kararlılığı, bu canlılığı ve eyleme dönüşen gücü temsil ediyor.

Başlangıçta sizi en çok zorlayan şey neydi: finans mı, güven mi, uluslararası bağlantı kurmak mı?

Serkan: Açık konuşayım, en zor olan şey para değildi. Finans, güven ve bağlantı arasında en kırılgan olan bence kesinlikle güven. Çünkü para bulabilirsiniz, bağlantı kurabilirsiniz ama insanlar size inanmazsa hiçbir şey ilerlemiyor. Biz önce inandırıcı olmaya çalıştık. İşimizi doğru yaparak, şeffaf olarak ve verdiğimiz sözü tutarak.

Karen: Kesinlikle katılıyorum! Sürüden ayrılan penguenin kutsandığı, tek başına hareket etmenin yüceltildiği bir dönemde güveni hem kendi aramızda hem de dışarıda oluşturmak son derece kırılgan bir alan. Sistem her seferinde rekabeti, ayrışmayı öğütlese de biz bir arada olmanın gücüne inanıyoruz. Bizim hikayemiz birbirine el uzattığında nasıl güzellikler doğurabileceğimize dair çok ilham verici bence. Birbirimize inanabildiğimiz, bize inanan insanlar olduğu için çok şanslı hissediyorum.

Ekibi tanıtmanızı istesem. Mesela kaç kişisiniz, herkes tiyatro profesyoneli mi, gönüllülerle nasıl çalışıyorsunuz?

Karen: Eğitmenlerle ilk temas, sosyal medyadaki ilk duyuru anlarından stüdyoya kadar uzanan bu süreçte her alanda farklı görevlere sahip çok da kalabalık sayılmayacak bir ekibe sahibiz. Tiyatroya dair hepimizin birbirimizi besleyecek fikirleri ve farklı yetkinlik alanları var. Aramızda "gönüllü" tanımıyla çalışan kimse yok. Bu atölyelerin gerçekleşmesinde payı olan herkesin emeğinin karşılığını maddi-manevi aldığından emin olmamız gerekiyor.

Serkan: Ekibimiz biraz da delilerden oluşuyor, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ve inanın bu çok güzel bir his. Ama iyi anlamda deliler. Rahat bir hayat seçebilecekken zor olanı seçen, garantili işleri bırakıp risk alan, “Bu imkânsız” dendiğinde daha çok motive olan insanlar. Çok kalabalık değiliz. Ve bizde kimse ‘kenarda duran’ biri değil; sürecin içindedir, sorumluluk alır, öğrenir, üretir.

Atölyelerin katılım ücretlerini düşündüğümde verdiğiniz hizmetin karşılığının çok altında. Bu da kâr amaçlı olmadığınızın net bir göstergesi. Ama tiyatro öğrencilerini ya da ekonomik olarak bağımsızlığını kazanamamış herkes için gene de her zaman karşılanabilir olmayabiliyor. Bu noktalarda da burslar verdiğinizi biliyorum. Dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Yani sizler tam mesainizi bu işe adamışken nereden para kazanıyorsunuz?

Serkan: Bilinçli bir tercih bu. Biz Karen ile burayı maksimum kar üreten bir model olarak kurmadık. En başından beri sürdürülebilir bir model kurmaya çalıştık. Arada ciddi bir fark var… Bazı projeler daha yüksek bütçeli oluyor ve oradan elde edilen denge, daha erişilebilir atölyeleri........

© HalkTV