menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Kimler anne' parmak kaldırsın: Otorite yoklama alıyor 10 Mayıs 2026

30 0
10.05.2026

Anneler Günü her yıl aynı sahneyle geliyor: çiçek kampanyaları, televizyon reklamları, “annelik kutsaldır” cümleleri, fedakârlık övgüleri, mutlu aile fotoğrafları. Oysa Türkiye’de annelik yalnızca sevgiyle, şefkatle ya da bakım emeğiyle ilgili bir mesele değil; aynı zamanda devlet politikalarının, patriyarkal düzenin ve ekonomik sömürünün merkezinde duran siyasal bir alan. Çünkü bu ülkede kadın, yalnızca birey olarak değil, çoğu zaman “anne” olarak tanımlanıyor. Kadınlığın meşruiyeti annelik üzerinden kuruluyor; annelik ise bir hak olmaktan çok bir görev gibi sunuluyor.

Bugün Türkiye’de Anneler Günü üzerine konuşurken yalnızca anneleri değil, anneliğin nasıl politikleştirildiğini de konuşmak gerekiyor.

Modern anlamdaki Anneler Günü, ABD’de Anna Jarvis’in 1908’de annesinin anısına başlattığı bir girişimle doğdu. Resmiyet kazanması ise 1914 yılında ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın imzasıyla, mayıs ayının ikinci pazar gününün ulusal tatil ilan edilmesiyle gerçekleşti. Jarvis’in amacı da anneliği ticarileştirmek değildi sanırım. Ancak işin içinde Amerika’nın adı geçince, kapitalizm onu soyadı gibi takip ediyor. Artık Anneler Günü de sevgililer gününden hallice, büyük şirketlerin ve tüketim kültürünün parçası haline geldi.

Türkiye’de ise mesele bundan daha ağır bir zeminde ilerliyor. Burada annelik yalnızca romantize edilmiyor; aynı zamanda devletin nüfus politikalarının temel araçlarından biri haline getiriliyor. Kadının kaç çocuk doğuracağına dair siyasi çağrılar, “en az üç çocuk” söylemleri, doğurganlığın milli mesele gibi sunulması, doğum yapmayan kadınların eksik ya da bencil ilan edilmesi tesadüf değil. Bunların tamamı, kadın bedenini kamusal denetime açan ideolojik bir çerçevenin parçaları.

Özellikle son yıllarda bu dil daha da sertleşti. Kadın yalnızca anne olduğu ölçüde “makbul vatandaş” olarak tanımlanmaya başlandı. Çocuk doğurmayan kadınların yaşam tercihlerinin sorgulanması, kariyer yapan kadınların aile düşmanı gibi gösterilmesi, doğurganlığın “milli sorumluluk” olarak sunulması aynı politik aklın ürünü. Üstelik bazı kadınlar anne olmamayı bir tercih olarak yaşarken, bazı kadınlar ise istemelerine rağmen tıbbi engeller nedeniyle anne olamıyor. Bu ayrıştırıcı anlayış, kadını birey olarak değil; nüfus üreten, bakım veren, yaşlı bakan, çocuk büyüten bir sosyal hizmet mekanizması olarak görüyor.

Tam da bu nedenle “Aile Yılı” söylemleri feminist çevrelerde ciddi bir eleştiriyle karşılandı. Çünkü burada aile kutsanırken kadının aile içindeki eşitsiz konumu görünmez hale getiriliyor. Türkiye’de milyonlarca kadın ücretsiz bakım emeği üretiyor. Yemek yapan, çocuk bakan, yaşlı bakımını üstlenen, duygusal emeği........

© HalkTV