Doğu romantizmi ile Batı hegemonyası arasında, mezar taşına yansıyan bir ömür…
Edward Said gibi Cemil Meriç’te “Şarkiyatçılar sömürgeciliğin keşif koludur” diyordu, sonra bir yazısında: “Bu hükmü fazla insafsız buluyorum”, “Nesiller Osmanlı Tarihini Hammer’den öğrendiler. Redhouse hâlâ dilimizin en büyük lügatnüvisidir” (1) diyerek, oryantalizmi bütünüyle eleştirenlerden ayrılıyor ve daha mutedil bir yol tutuyordu.
Haklarında pek çok tartışma ve çalışma bulunan bu müsteşriklerden birisidir Joseph Von Hammer. 1774 ile1856 yılları arasında yaşamış, Osmanlının giderek zayıfladığı dönemde Batı için Doğu’nun en gizemli kenti olan İstanbul’da görev yapmış ve iki büyük imparatorluğa başkentlik etmiş bu kente deyim yerindeyse âşık olmuştu. Onun yaşamı; oryantalizmi anlamamıza katkı sunan örnekler sunuyor.
Oryantalizmin başlangıcı üzerinde ittifak edilen tarihler 19. Yüzyıla işaret eder. Ancak İstanbul’un cazibe merkezi olması Roma’yla rekabet etmesiyle başlıyor. Fetih sonrası İstanbul’un Doğu uygarlığını temsil etmeye başlaması ise sistematik olmasa da oryantalizmin başlangıcı sayılabilir. Çünkü ilk oryantalistler Bizans İstanbul’undan Avrupa’ya göç eden bilginlerdir. Her ne kadar İstanbul, Doğu’nun rengini henüz almamış olsa da, ötekinin eline geçmiş şehirden Batı’ya bilgi aktarıyorlardı.(2) Avrupa için İstanbul “düşmüş” bir kent, hatta bazılarına göre fetih günü, “dünyanın son günüydü.” (3)
Bu anlatılar şehre, dolayısıyla tüm Doğu’ya ve İslam’a olan ilgiyi arttırmıştı. Hıristiyanlar için çok önemli olan İstanbul’un Müslümanların eline geçmiş olması, Batı dünyasında “tekrar nasıl alabiliriz?” çalışmalarını başlattı. Kimi Avrupalılar şarkta yaşamadan şarkiyatçılık yaparken, Hammer gibileri şark kültürünü görerek, tanıyarak, yaşayarak ve bu alanda eserler vererek Doğu bilimciliği yapıyordu.
İstanbul’da uzun süre yaşayan, şehri kendi yurdu gibi benimseyen Hammer, Osmanlı tarihi üzerinde uzmanlaşmıştı. Erken yaşlarda Avusturya’da şarkiyat eğitimi almış ama şark dünyasını tanıdığı mekân, ülkesi adına görev yaptığı İstanbul olmuştu.
İstanbul’da kabul gördüğü Osmanlı yöneticilerinden, ulema ve mütefekkirlerinden, ayrıca kütüphane ve zengin kitap koleksiyonlarından olabildiğince istifade etmiş, her din mensubuna cömertçe açık olan İstanbul toplumu üzerinde özgür bir şekilde gözlem yapma imkânı bulmuş, yaptığı bu gözlemler düşüncelerinin olgunlaşmasına büyük katkı sunmuştu.
Hammer’de birçok müsteşrik gibi Müslüman ismi kullanmış, (4) kendi isminin Müslümanlar tarafından kullanılan şekli olan “Yusuf”u benimsemiş, bu isimle kendi mührünü kazdırdığı gibi, mezar taşına da bu isimi yazdırmıştı. (5)
Hammer’de Doğu romantizmi zirvedeydi. “Uçlarda yaşayan romantiklerden” biri olarak Doğu dünyasının farklılığı karşısında adeta büyülenmişti. İstanbul dışında Mısır’da da bulunmuş, buralarda yaptığı geniş gözlemleri eserlerine yansıtmış, Doğu kaynaklarını yorumlarken bu müşahedelerini kullanmıştı.
Onun Doğu’ya olan eğilimi çoğunlukla kültüreldi ve asıl olan kişisel arayışlarıydı.........
