menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dijitale bağımlılık: olup bitenleri kaçırmama ve paylaşma hastalığı!

42 0
18.03.2026

Asa Brings ve Peter Burke, “Medyanın Toplumsal Tarihi” adlı çalışmalarında; “Dijital çağ 1974 yılında ABD televizyon istasyonu dijitale geçtiği zaman başladı” diyor. Aynı kitapta Federal İletişim Komisyon Başkanı’nın dijital çağ öncesi döneme, “Dinazor çağı” benzetmesi yaptığı ifade ediliyor. 

Dijital çağ kimileri için; “insanlık adına atılan büyük bir adım,” kimileri için ise; “yakın gelecekte insan türünü yok edecek” büyük bir tehlike! Olgu hakkında tahterevallinin tepesinde ya da altında duracak değiliz ancak hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelen yeni medya ile beraber “çevrimiçi” olarak yaptığımız “internet-bağlantılı” aktivitelerin, işlevsel özelliklerimizi kaybetmemize ve bağımlılık yapan davranışlar sergilememize yol açtığını, görmek ve anlamak zorundayız.

Sabah kalktığımızda, gece yatmadan önce, hatta gece belli ihtiyaçlarımız için uyandığımızda bile sosyal medya hesaplarımıza göz atmadan duramıyoruz. Dijital cihazlarımızdan “sadece kontrol ettiğimizi!” düşündüğümüz hesaplarımız aslında saatlerimizi istila ediyor. “Dijital bağımlılık” adı verilen bu sorunla yüzleşmemiz, ekranlara esir olan benliğimizi kurtarmamız gerekiyor.

Yeni medya teknolojileri “başkalarıyla fikir, görüş, deneyim ve bakış açılarını paylaşma” konusunda yegâne bilgi kaynağımız olma konusunda hızlı bir şekilde ilerliyor. Deyim yerindeyse, “Bir bilene sor” hükmündeki “bilenimiz yeni medya!”  

Geleneksel medyanın tek yönlü iletişim faaliyetinin aksine yeni medyada, katılıma açık bir iletişimle kullanıcıların ürettiği anlık bilgi paylaşılıyor. Üretilen mesajın içeriği tüm kullanıcılara eş zamanlı olarak ulaşırken, geri bildirimi ve tüketimi son derece hızlı oluyor. Yenilenemeyenlerin tüketim çöplüğüne atıldığı bu ortamda devre dışı kalmamak; ilgi görüp takip edilmeyi dolayısıyla bağımlı kitleleri gerekli kılıyor.

Sanal yaşamın gündelik yaşama karışması bu imkânı teknoloji devlerine sunuyor. Artık sosyal ağlar girilip çıkılan platformlar değil, her zaman içinde olunan yerler. İnternete erişimin kolaylığı her anda ve mekânda bunu mümkün kılıyor. Günlük yaşamın diğer yönleri izole edilirken, kullanım arzusu giderek bağımlılığa dönüşüyor. Paylaşabilme kaygısı, paylaşılanları takip etme telaşı, içerisinde bulunulan anı gerçek anlamda yaşamaya dahi imkân vermiyor.

Bu bağımlılık bir dizi duygusal, ruhsal, fiziksel sağlık ve performans sorunlarına sebep oluyor. Her anı dijitalleşen bireylerin yaşadıkları duygular da dijitalleşiyor. Mutluluk, sevinç, huzur, üzüntü gibi hisler çeşitli emojiler, fotoğraflar, müzikler ve görsellerle ifade ediliyor.

Düşüncelerini sınırsızca ifade edebilmek, içerikleri istediği gibi biçimlendirebilmek; ilgi görüp, beğeni ve yorum almak yani sanal da olsa toplumda kabul görmek bağımlılığı hiç şüphesiz arttırıyor. Takipçi sayıları hızla........

© Haksöz