menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Beynelmilel' de olsa, ‘anlaşma' ve ‘andlaşma'lar, güce göre yorumlanır

15 0
17.06.2026

Sözün başında 'anlaşma' ve 'andlaşma' terimlerinin Türkçedeki farkına dikkati çekelim..

Anlaşma, bir ticarî sözleşme için olabileceği gibi, ilgili tarafların ihtilaflı bir konuya son vermek için, karşılıklı rızalaştıklarını da ifade eder. Andlaşma ise, ihtilaflı- nizalı olan tarafların, rızalaştıkları konulara bağlı kalacaklarına dair, kendi halklarının en yüksek seviyede itibar ettikleri, kutsal bildikleri değer ve ölçülere bağlı kalacaklarına dair bir 'yeminleşme'yi ifade eder; bu da, 'ahde vefâ' / verilen söze bağlı kalmak ahlâkîliğini..

Uluslararası anlaşmalar, genelde taraflar arasında ortaya çıkan veya çıkabilecek ihtilaflarda, savaş başlamadan veya başladıktan ya da taraflardan birinin yenilgisi veya zaferiyle sonuçlanmasından sonra, durumun yeni bir savaşsızlık durumuna geçilmesi gibi durumlara göre yapılır. Ancak, o anlaşmalar veya andlaşmalar da, neticede güçlü olanların yorumlamalarına göre şekillenir. Dolayısıyla, yapılan anlaşma veya andlaşmanın sonsuza kadar yürürlükte olacağı söylense bile, beşer tarihini az çok bilenler, bütün anlaşma veya andlaşmaların da sonunda geçersiz hale geleceği, açıkça söylenmese bile zihinlerde hükmünü sürdürür.

Yani, üzerinde anlaşılan veya andlaşılan /yeminleşilen metinlerdeki kelimelerin taşıdığı farklı mânalar ya da farklı yorumların, yine güçlü olanın iradesine göre şekilleneceğine ise, beşeriyet tarihi yığınla örnekler sunmaktadır..

Hatırlayalım, Birinci Dünya Savaşı'nda yenildikler için kendilerine yüklenen ağır şartlardan kurtulmak isteyen Adolf Hitler Almanyası, İkinci Dünya Savaşı'nı başlatmadan önce, Birinci Dünya Savaşı'ndaki kayıpları gidermek için hazırlıklara başlamıştı. Bu durumdan da en çok Fransa iyi kokular almıyor ve korkuyordu ve doğuda, Almanya sınırında siperler kazıyor, asker yığıyordu.

O sırada Hitler Almanyası, bir askerî manevra için, Belçika topraklarına giriş izin istiyordu Belçika Krallığı'ndan.. Belçika'nın bu dostça isteğe karşı çıkacak gücü de yoktu.. Ve Alman orduları tek kurşun bile atmadan kuzeydeki Belçika üzerinden Fransa'ya girdiler ve birkaç-gün sonra da Alman orduları Paris'teydi..

Belçika Hükûmeti, kendisine verilen sözü Almanya'ya hatırlattığı zaman, Adolf Hitler, 'Ben her şeyden önce Alman halkına verdiğim sözü bilirim..' karşılığını verecekti.. Bu yaklaşım tarzı, sadece Adolf Hitler için değil, ondan daha az çılgın olmayan günümüzdeki başkaları için de geçerlidir.

İran Şahı M. Rıza Pehlevî'nin, 100 binden fazla insanı öldürmek pahasına ezmeye çalıştığı İran'daki on milyonlarca Müslüman'ın, ellerinde silah olmaksızın, hançerelerinden yükselen 'Allah'u Ekber' feryadlarıyla devam eden kıyâmı karşısında, 1979 yılı başında bütün aile efradı ve generallerin ve de yüksek bürokratların İran'dan........

© Haksöz