“İki eda arası” ya da muhasebe de davaya dâhil!
“Hem Gazali’den hem de onun kardeşi Ahmet’ten etkilenen İranlı şair Hafız iki asırdan fazla bir zaman sonra şöyle diyecektir: “Kara gece, dev dalgaların ve girdaplı denizin dehşeti ne ürkütücü! Kıyıya yapışanlar nasıl tahmin edebilir ne hissettiğimizi?”
Alman şair ve filozof Goethe, “Genç Werther'in Acıları” isimli eserinde şöyle bir tespit ve temennide bulunur: "Bazı soylu atlar vardır, çılgınca koşturulup kızışınca, bir parça nefes alabilmek için, güdüyle bir damarlarını dişleriyle yararlar. Ben de bıçağı alsam, bu daralmış yüreğimi yarsam, acaba bir parça nefes alabilir miyim? Sık sık böyle duyumsuyorum kendimi, bana sonsuz özgürlüğü getirecek bir damarımı açmak istiyorum", der.
Bir röportajında, “Bazen rahatlamak için kendimize eziyet etmemiz gerekiyor ”der, İranlı ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi. Devamla, bir arkadaşının kendisine şöyle söylediğini anlatır; “Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum. “
Kıymetli yazar ve fotoğraf sanatçısı Murat Kurt’un Şubat 2026’da Temmuz Yayınları’ndan çıkan “İki Eda Arası” isimli eserini okuyunca yukarıdaki tespit ve temenniler geldi aklıma. Kurt, kaleminin ucuyla kalbimize, aklımıza, niyet, söz ve fiillerimize dokunarak atalet, vurdumduymazlık, zaaf ve hastalıklarımızı tespit etmek ve sonrasında yaralarımızı sarmak, sağaltmak istiyor adeta.
Herhalde, “günlük hayatın sıradan gibi gözüken konularını” en iyi sinemacı ve fotoğrafçılar sunar bizlere. Hayatın her anına dikkat kesilmişlerdir çünkü. Ve bir hikâye avcısı gibi bakarlar hayata veya yaşarlar hayatı. Onlara teşekkür ediyoruz.
Kitapta değinilen konulara baktığımızda yazılanların net bir şekilde bir öze dönüş çağrısı, bir özeleştiri, bir muhasebe ve murakabe isteği olduğu aşikârdır. Makalelerde karşımıza çıkan kelime ve cümleler bunu ziyadesiyle ortaya........
