menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her hicret bir inkılabdır

17 0
16.06.2026

Hicret, yönü Mekke’den Medine’ye doğru çizilmiş coğrafi bir rotadan çok daha fazlasıdır; o, insanlık tarihinin gördüğü en esaslı zihniyet devrimidir. Kronolojik bir göç hikâyesinin dar sınırlarına hapsedilemeyecek kadar büyük olan bu olay; statükoyu yıkan sosyolojik bir kırılma noktası, pasifliği reddeden siyasi bir deha ve yepyeni bir dünya nizamının doğuşunu müjdeleyen kurucu bir eylemdir. İnsanlığın kader aynasını değiştiren bu büyük yürüyüşün asıl dehası hikâyesinde değil, ruhumuza üflediği o devrimci esintide gizlidir. Çünkü tarih, sadece meydanlarda değil, evvela sadırlarda ve akıllarda inşa edilir.

Kaçış Değil; Özgürleşme ve Hesaplaşma

Hicret’i felsefi ve sosyolojik özünden koparıp onu çaresiz bir ‘kaçış’ veya pasif bir sığınma eylemi olarak görmek, bu kurucu inkılaba yapılacak en büyük haksızlıktır. Hicret korkakça bir geri çekilme değil, zalimlerin elinde esir edilmiş hakları geri almak ve mücadelenin şartlarını olgunlaştırmak için yapılan en stratejik hazırlıktır. Zira kabuğunu kıramayan tohum, göğe doğru yükselemez; eski rüyalara veda etmeyen göz, yeni şafakları gözetleyemez.

O dönemde Mekke, sadece taştan putların mekânı değil; sınıf ayrımcılığının, kabile asabiyetinin ve gücü elinde bulunduranın haklı sayıldığı vahşi bir statükonun merkeziydi. Müslümanlar için gitmek, bu adaletsiz sisteme ortak olmayı reddetmekti. Hicret ile birlikte insanlık, ‘mekânın kutsallığı’ fikrinden ‘değerlerin kutsallığı’ fikrine göç etti. İnanç, adalet, insan onuru ve özgürlük; doğulan topraktan, anılardan ve kurulu düzenlerden daha üstün tutuldu. Eğer mülkiyet, vatan, makam veya aile, adaleti hayata geçirmeye engel oluyorsa, tüm bunları elinin tersiyle itip yola çıkabilmektir hicret. İnsan, kalbini zincirleyen tüm aidiyetleri bir gece vakti arkasında bırakabildiği nispette hürdür; ve ruh, konforun fısıltısını susturduğu an kendi haysiyet tahtına oturur.

Manevi Arınmadan Toplumsal Devrime

Dış dünyada bir inkılab yapmak isteyen insanın, önce kendi iç dünyasında göç etmesi gerekir. Çünkü hicret, ilk önce nefislerde her türlü gayriinsani duygu ve alışkanlıktan arınmaktır. Kibrinden, bencilliğinden, tembelliğinden ve konfor alanından hicret edemeyen bir ruh, toplumsal bir dönüşümün öznesi olamaz. Kendi içindeki çöllerden geçmeyenler, başkalarının bağlarında vaha olamazlar.

Hicret bu yönüyle, donup kalmış, ritüellere sıkışmış ve adaletsizliğe ses çıkarmayan statik inanç biçimine karşı dinamik bir........

© Haksöz