Seküler yardımın imkânsızlığı
Yıllar önce, sosyalistlerin teorik ve pratik meselelerini tartıştığı bir forum sitesinde son derece dikkat çekici bir başlığa denk gelmiştim; sanırım 2009-2010 yıllarıydı. Katılımcılar, sol hareketlerin sahip olduğu kayda değer örgütlenme becerisine, tarihsel birikimine ve entelektüel sermayesine rağmen, neden muhafazakâr/İslamcı kesimler gibi güçlü, kalıcı ve tabana yayılan kitlesel yardım ağları inşa edemediklerini sorguluyorlardı. O dönemde kamusal tartışmalar henüz sosyal medyanın sığlığına feda edilmediği ve karikatürize edilmediği için, bu nitelikli özeleştiriyi büyük bir ilgiyle takip etmiştim.
Forumdaki genel eğilim, "Devrim gerçekleştiğinde tüm yapısal meseleler zaten çözülecektir!" şeklindeki refleksif ve indirgemeci bir yaklaşım olsa da sorunun pratik bir organizasyon yetersizliğinden ziyade derin ontolojik (varlıksal) kökenlerden kaynaklandığını sezenler de vardı. Bir katılımcının 1 Mayıs etkinlikleri üzerinden yaptığı şu tespit, iki mahallenin zihniyet kodları arasındaki aşılmaz sınırı çok iyi özetliyordu:
"İslamcılar kitlesel olarak katılsalar, hatta organizasyonu bizzat üstlenseler dahi 1 Mayıs özü itibarıyla 'sol' bir etkinliktir. Sosyal yardım meselesi de tam tersi bir doğaya sahip. Biz ne yaparsak yapalım, sahada doğrudan insani yardım organize etmek bizim yapısal alanımız değil."
Kriz Anları ve Hafızanın Aynası
6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından yaşanan Ahbap Derneği ve Haluk Levent eksenli tartışmalar, on milyonlarca doların yönetimi ve sivil toplumun rolü üzerinden alevlenirken aklıma yıllar önceki o forum tartışması geldi. Aslında sol-seküler alandaki yardım faaliyetlerinin bir türlü kurumsallaşamaması, rüzgâr dindiğinde sönümlenmesi veya suiistimal iddialarıyla sarsılması Türkiye’nin toplumsal labirentinde yeni bir olgu değil. 17 Ağustos 1999 depreminde muazzam bir popülarite ve toplumsal güven kazanan seküler karakterli bir başka derneğe bağışlanan arazi araçlarının, afetten kısa bir süre sonra İstanbul’un lüks gece kulüplerinin önünde boy göstermesi, elitizm suçlamalarının havada uçuştuğu derin bir hayal kırıklığına ve uzun soluklu bir güven bunalımına yol açmıştı.
Pratiğe baktığımızda sol-Kemalist ve seküler kesimin toplumsal reflekslerinin aslında zayıf olmadığı görülür. Sokak hayvanlarından LGBT ’ye kadar pek çok tematik alanda hızla refleks gösterebilir, ses yükseltebilir ve dinamik reaksiyon örgütleri kurabilirler. Ancak iş doğrudan "yoksula ve çaresize dokunan", süreklilik, mutlak bir adanmışlık ve kurumsal bir........
