menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan emaneti unuttu

12 0
08.01.2026

Ama bu, basit bir dalgınlık değildir. Bu, varlığın içsel anlamıyla dışsal görüntüsü arasındaki bağı koparan bir bilinç hâlidir. Bugün insan, gördüğü şeyle anladığı şey arasında ontolojik bir mesafe üretmiştir. Oysa varlık, parçalı değil; anlamlı bir bütündür.

"Biz bir kemik yığını hâline gelmişken, ufalanmışken yeniden mi diriltileceğiz?" (İsrâ, 17/49) diye soran itiraz, sadece ahireti inkâr etmez; varlığın şimdi ve burada taşıdığı içsel anlamı da yok sayar. Çünkü dirilişi inkâr eden akıl, varlığı sadece dışsal görüntüsüyle okur. Kemik, kemiktir; taş, taştır; dağ, sadece bir kütledir.

Oysa Kur'an, insanı bu yüzeyselliğe mahkûm etmez. Israrla bakmasını ister ama bu bakış, salt görsel bir bakış değildir: "Allah'ın yarattıklarını görmüyorlar mı? Onların gölgeleri sağa sola dönmekte ve Allah'a secde etmektedir." (Nahl, 16/48) Gölge, varlığın dışsal görüntüsüdür; secde ise içsel hakikatidir. Kur'an, bu ikisini birlikte okur. İşte ontolojik dil tam da burada başlar: Görünenle yönelen, biçimle anlam, hareketle teslimiyet arasında kurulan bağda.

İnsan, bu bağı kurabildiği ölçüde düşünür. Çünkü düşünce, soyut bir zihinsel faaliyet değil; varlıkla yeniden ilişki kurma ameliyesidir. Varlığın içsel ve dışsal boyutları arasındaki bağı koparan bir düşünce sahici değildir; o sadece hesap yapar, tasnif eder, tüketir.

Kur'an, secde halkasını genişleterek insanı bu ontolojik dile davet eder: “Gökler, yer, canlılar ve melekler... Hepsi kibirsizce Rablerinden korkar ve emredileni verine getirir (Nahl 16/49-50). Hac Suresi ise bu dili daha açık konuşur: “Görmez misin; göklerde ve yerde bulunanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir.” (Hac, 22/18)

Burada secde, sadece bir........

© Haksöz