Şeytan'ın bütçesi artık Prada'ya yetmiyor
Kim derdi ki gazeteciliğin içinden geçtiği krizi en iyi analiz eden yapım 20 yıl önce vizyona giren bir filmin devamı olacak. “The Devil Wears Prada 2” ya da bizde gizli reklam olmasın kaygısıyla değiştirilmiş adıyla “Şeytan Marka Giyer 2” pek çok şey hakkında ama özellikle de medyanın şu an içinde olduğu geleceği belirsiz duruma büyüteç tutuyor.
Hızlıca bir parantez önce: Gazetecilik tarih boyunca çeşitli krizlerden geçti; buhar makinesinin icadından İnternet’e kadar hep geleceği tehlikeye düştü ama yüzlerce yıldır öyle ya da böyle ayakta kalmaya başladı. Tabii defalarca şekil de değiştirdi. Örneğin, bu yazıyı çok da uzun zaman geçmeden önce kağıttan okurdunuz. Şimdi ekrana bakıyorsunuz ve birçoğunuz baş parmağınızı kullanarak sayfayı hızlıca geçmenin peşinde.
Kağıt taşınabilir, tutulabilir olduğu yıllarda aynı zamanda saklanabilirdi de. Bu yüzden kıymetliydi. Vogue dergisinin yüz binlerce doları bir fotoğraf çekimine harcaması, sekizer sayfalık moda çekimlerine yer vermesi tarihe yazılı bir kanıt bırakma sorumluluğuydu biraz da.
Gerçi eski dergilerin serüveni mutlaka doktorların muayenehanelerinin bekleme salonunda son bulurdu. Ama en azından oralara düşmeden önce bir ay boyunca sehpada, çantada, gazetecilikte tutulur, elden ele dolaşırdı. Filmde de dendiği gibi artık hiç kimse kağıt baskı almıyor; üzerinde maddi manevi epey emek olan fotoğraf çekimlerineyse sayfa kaydırılırken bir-iki saniye bakılıyor.
Böylesi bir dönemde Şeytan’ın Prada giymeye bütçesi de yetmiyor. Tek bir filmle beyaz perdenin en efsane karakterlerinden olan Miranda Priestly kendisine hayat veren Meryl Streep’in bedeninde okyanus ötesine ekonomi sınıfında uçuyor artık.
20 sene önce “The Devil Wears Prada” vizyona girdiğinde çok farklı bir medya, moda ve siyaset dünyası vardı. Lauren Weisberger’in romanı 2003 yılında yayımlandığında New York medya çevrelerinde epey gürültü koparmıştı. Kısa süre Vogue’da asistan olara çalışan Weisberger geniş kitlelerin adını bilmediği ama medya çevrelerinde çok iyi tanınan derginin editörü Anna Wintour’u karikatürize etti.
Dev bir tabuya saldırıyordu Weisberger, adeta bir putu indiriyor, kirli çamaşırlarını döküyordu. Reklamın iyisi kötüsü olmaz misali Wintour artık sadece işini iyi yapan bir dergi editörü değildi. Bu romanla birlikte dünya çapında tanınan bir şöhrete dönüştü. Weisberger’in amacı bu değildi kuşkusuz. Kaprisli, insanlara tepeden bakan, yüksek bütçelerle çalışan, imkansız taleplerinin mutlaka karşılanmasını isteyen buz kraliçesini rezil etmek istiyordu.
Roman yayımlandığında medyada yerin dibine sokuldu, çünkü kimse Wintour’u karşısına almak istemedi. Moda dünyasındaki........
