Türkiye savunmada ikinci perdeyi açıyor
Türkiye savunma sanayiinde son yıllarda dikkat çeken en önemli değişimlerden biri, artık yalnızca ürünlerin değil, kurumların da dönüşmeye başlaması oldu. Özellikle Millî Savunma Bakanlığı bünyesindeki şirketler ve askerî üretim altyapısıyla, Savunma Sanayii Başkanlığı ekosisteminde büyüyen vakıf şirketleri arasında oluşan “tatlı rekabet”, sektörün yeni karakterini ortaya koyuyor.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün son dönemde verdiği mesajlar da bu dönüşümün artık kurumsal düzeyde benimsendiğini gösteriyor.
Bir dönem Türkiye’de savunma sanayi denildiğinde roller daha netti. MSB tarafı daha çok ihtiyaç belirleyen, bakım yapan, klasik üretim gerçekleştiren yapıdaydı. SSB’ye bağlı vakıf şirketleri ise teknoloji geliştiren, projeleri yöneten ve yeni nesil sistemler üreten taraf olarak öne çıkıyordu.
Bugün ise tablo değişiyor.
TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve ASPİLSAN gibi vakıf şirketleri yüksek teknoloji geliştirme yarışını sürdürürken; MSB bünyesindeki Ar-Ge Merkezi, ASFAT, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) ve askerî fabrikalar da artık yalnızca klasik üretici değil, doğrudan proje geliştiren, ihracat yapan ve yeni ürün açıklayan yapılara dönüşüyor.
SAHA İstanbul’daki son fuarda bunun çok net örnekleri görüldü.
Özellikle Millî Savunma Bakanlığı’nın, SAHA İstanbul’da tanıttığı Yıldırımhan uzun menzilli, yüksek hızlı füze dikkat çekti. Kritik bileşenleri MSB Ar-Ge merkezinde üretilen Güçhan uçak ve roket motoru ile Onur turbo şaft helikopter motoru savunma sanayi çevrelerinde yakından takip edildi. MKE’nin yeni nesil sistemleri de bazı vakıf şirketlerinde ve özel sektörde ilgi uyandırdı. Çünkü ilk kez MSB tarafı, sadece “üretim yapan kamu kurumu” görüntüsünün dışına çıkarak teknoloji yarışının daha görünür aktörlerinden biri haline geldi.
Burada oluşan tabloyu doğru okumak gerekiyor.
Bu bir kurumlar arası tartışma değil. Tam tersine, Türkiye’nin savunma sanayiinde ölçek büyütmeye başladığının işareti. Çünkü artık aynı alanda birden fazla çözüm üretebilen bir kapasite oluşuyor.
Eskiden Türkiye bir ürünü yapabiliyorsa tek bir kurum üzerinden ilerliyordu. Bugün ise aynı ihtiyaca: biri farklı radar teknolojisi, diğeri farklı mühimmat yapısı, başka bir kurum farklı motor çözümü ve bir başkası da farklı zırh sistemi sunabiliyor. Aslında bu rekabetin temel nedeni biraz da ihracat baskısı.
Çünkü artık mesele yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyacını karşılamak değil. Dünya pazarında rekabet edebilmek. Bunun için de şirketler daha hızlı geliştirmek, daha düşük maliyet sunmak ve daha bağımsız üretmek zorunda.
Özellikle son yıllarda yaşanan ambargolar, Türkiye’ye kritik bir........
