Türkiye'nin KAAN ve HÜRJET motor denkleminde GE nerede duruyor?
Türkiye’nin savunma sanayisinde son yıllarda ortaya koyduğu platformlar dikkat çekici. Ancak uçak, helikopter veya insansız hava aracı geliştirmekle motor geliştirmek aynı şey değil. Gövdeyi, aviyoniği, yazılımı ve silah sistemlerini millileştirseniz bile motor dışarıdan geliyorsa en kritik halkada başkasının kararına bağlısınız. Bu sebeple TUSAŞ’ın HÜRJET ve KAAN platformları konuşulurken yalnızca uçağın ne zaman uçacağına değil, motorun nereden geleceğine, bakımının nerede yapılacağına ve hangi izinlere tabi olduğuna da bakmak gerekiyor.
GE Aerospace yöneticileriyle yaptığımız toplantının bende bıraktığı temel izlenim de bu oldu. Türkiye ile GE arasındaki ilişki artık basit bir motor alım-satım ilişkisi değil. Bir tarafta HÜRJET’in F404 motoru, diğer tarafta KAAN’ın F110 motoru var. Bunlara TEI’nin üretim ve bakım kabiliyetleri, Türkiye’de çalışan yüzlerce mühendis ve deniz platformlarındaki LM2500 gaz türbinleri eklenince ortaya çok katmanlı bir ortaklık çıkıyor.
Toplantıda savunma tarafını GE Aerospace Savunma & Sistemler, Bölgesel Strateji ve İş Geliştirme Direktörü Kement Akdemir anlattı. Ticari havacılık tarafında ise GE Aerospace Satış Genel Müdürü, Türkiye, Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Orkun Tuncer değerlendirmelerde bulundu. Tuncer, bölgedeki ticari motor satışlarına liderlik ediyor. İki yöneticinin verdiği bilgiler, GE’nin Türkiye’ye yalnızca müşteri olarak bakmadığını gösteriyor. Fakat asıl soru şu: Bu ilişki Türkiye’nin motor alanındaki bağımsızlık hedefini ne kadar ileri taşıyor?
60 yıl önce askeri motorla başlayan ilişki
GE’nin Türkiye’deki hikâyesi 60 yıl önce F-5 savaş uçaklarında kullanılan J85 motorlarıyla başladı. Yani ilişkinin başlangıç noktası ticari havacılık değil, doğrudan savunma oldu. Sonraki yıllarda Türk havayolları GE ve CFM’in farklı motorlarını kullanırken, savunma tarafında da F110, F404 ve LM2500 gibi kritik ürünler Türkiye’nin en önemli platformlarına girdi.
Orkun Tuncer’in verdiği rakamlar şirketin küresel ölçeğini gösteriyor. 2024’te yaklaşık 3,5 milyar yolcu GE Aerospace ve ortaklarının teknolojilerini kullanan uçaklarla seyahat etti. Herhangi bir anda gökyüzünde şirketin teknolojileriyle uçan yaklaşık 1 milyon insan bulunuyor. Dünyadaki her dört ticari uçuşun üçünde GE veya ortaklarının motorları görev yapıyor.
Türkiye tarafındaki tablo da küçümsenecek gibi değil. THY’nin 50 adet Boeing 787 siparişine ek olarak 25 opsiyonu bulunuyor; tercih edilen 100’den fazla GEnx motoru, yedek motorları ve 15 yıllık TrueChoice bakım anlaşmasını kapsıyor. Pegasus’un gelecekteki Boeing 737-10 filosu için yaptığı anlaşma ise yedekleri ve uzun dönemli bakımıyla birlikte 300 adede kadar CFM LEAP-1B motorunu içeriyor. Üstelik Pegasus, 2 Ağustos 2016’da İstanbul-Antalya uçuşuyla LEAP-1A motorunu ticari hizmette kullanan dünyadaki ilk havayolu olmuştu.
Bugün Türkiye’de ticari ve savunma platformlarında hizmette bulunan veya sipariş edilmiş 3.100’den fazla GE Aerospace ve ortak girişim motoru var. Bu sayı, ilişkinin tek bir uçak ya da tek bir programla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bütün bunlar ticari sipariş gibi görülebilir. Ancak motor üreticisiyle kurulan uzun süreli ilişkinin savunma tarafındaki güven, bakım altyapısı, mühendislik birikimi ve tedarik zinciri üzerinde de karşılığı oluyor. Havacılıkta ticari ve askeri tecrübe birbirinden tamamen kopuk ilerlemiyor.
Türkiye artık sadece müşteri değil
Orkun Tuncer’in özellikle altını çizdiği konu Türkiye’nin GE açısından artık bir pazar değil, stratejik bir havacılık merkezi olmasıydı. İstanbul’dan Doğu Avrupa, Türkiye, Orta Asya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki 28 ülke yönetiliyor. Satış ve müşteri desteğinin yanı sıra mühendislik ve üretim tarafında da........
