Ben’in aretesi
“Zerre içinde zerreyim ben kendimi bilmez miyim?”
Aşık İsmail’in dediği bu sözler sadece kulağa fonetik olarak güzel geldiği için günümüze ulaşmış değil.
İnsanın kendini ne sandığı ve gerçekte ne olduğu,hep ucu kaçırılan bir soruydu. Öyle ki herkes için cevabı farklıdır bu sorunun. Çevreden gelen bazı klasikleşmiş cümleler vardır. Mesela fütursuzca ya da saf niyetle yaptığımız herhangi bir şeyde yanıldığımızda; ”kendine gel” denir.
Hatanın kendinde olmamakla ilgili olduğunun sanıldığı bir cümle. Özünde Farkındalığı artırır ama kendiyle henüz tanışma faslına gelmemiş insanlar için, biraz uzun soluklu bir beklenti oluyor açıkçası.
Çünkü o insanlar kendilerine henüz sıra gelmeden hayatı her şeyi hızlıca tanımak anlamlandırmak zorunda kaldıkları o zor hayatlardan dolayı, biraz kendilerine geç kalmış ya da hiç uğrayamamış kimselerdir.
Yazının başlığında kullandığım “arete” kelimesinden söz etmek istiyorum. Nitekim az önce verdiğim küçük örnekle olan ilgisine de değinmiş olurum.
Kelime tanımı olarak; insanın aklını ve cesaretini kullanarak kendine uygun yaşaması anlamına gelir.
Cesaretten kast edilenin: yaşamaya karşı gösterilen mücadelenin bir motivasyonu olduğunu düşünüyorum. Ta antik Yunan dönemine dayanan, insanın kendi aretesine uygun yaşaması fikri; günümüzde kendini gerçekleştirmek diye anılıyor ki bana kalırsa bu kısım bizi yanıltıcı yere götürecek bir şeydir. Çünkü kendini gerçekleştirmek sözü, ‘gerçek’ denildiği için sanki kendi varlığını ispat etmek gerektirirmiş gibi........
