menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kutsal çöküş

12 0
22.02.2026

Işık, içinde debelendiğimiz bu çağın en büyük ve en sinsi zorbasıdır. Bize her daim aydınlıkta kalmayı, her açımızı o çiğ ve sentetik spot ışıklarına sergilemeyi dikte eden; gölgelerimizi birer suç mahalli gibi mühürleyen fütursuz bir zorba…

Modernite, o kokuşmuş dişlilerini yağlamak için bizden kesintisiz bir “saadet” performansı talep ediyor. Plazaların steril koridorlarında, sosyal medyanın o devasa ve şuursuz panayırında, herkes yüzüne o plastik gülümsemeyi yapıştırmakla mükellef. Oysa insan fıtratı sadece aydınlıktan ibaret değildir; bizler asıl hakikatimizi, yüzleşmekten köşe bucak kaçtığımız o tekinsiz karanlıkta, kendi “gölgemizde” saklarız.

Sosyolojik açıdan baktığımızda, bu dayatılmış “mutluluk endüstrisi”nin tesadüf olmadığını görürüz. Çünkü mutsuzluk, hüzün ve içe dönüş, sistemin en büyük düşmanıdır. Üretmeyen, tüketmeyen, sadece durup sorgulayan bir zihin, bu çarkın işleyişine sokulmuş en tehlikeli çomaktır. Bu yüzden çağımız, hüznü bir bilgelik durağı olmaktan çıkarıp, acilen tedavi edilmesi gereken bir “arıza”, tıbbi bir hezeyan olarak etiketlemiştir. Biraz yavaşladığınızda, kendi içinizdeki o dipsiz uçuruma doğru bir adım attığınızda, psikiyatri endüstrisi elinde reçetelerle başucunuzda beliriverir. Amaç sizi iyileştirmek değil, sizi o vicdandan azade üretim bandına, o uyuşmuş itaatkârlığa hızla geri döndürmektir.

Psikolojik katmana, o yaralı hafızalarımızın derinliklerine indiğimizde ise karşımıza Carl Jung’un o eşsiz “Gölge” arketipi çıkar. Gölge; toplumun kabul etmediği, bizim kendimize bile itiraf edemediğimiz, ahlakın ve kuralların cenderesinde ezdiğimiz o vahşi, o karanlık ve dürüst yanımızdır. Biz........

© Haberton