Kriz anında kim olduğun ortaya çıkar
Toplumların kendilerine anlattığı en büyük, belki de en tehlikeli yalan, medeniyetin kalıcı ve sarsılmaz bir yapı olduğudur.
Bizler; yasaların, kurumların, yazılı kuralların ve yakamıza iliştirdiğimiz o süslü unvanların, bizi içimizdeki o karanlık ilkel güdüden sonsuza dek koruyacağına inanmak gibi kibirli bir yanılsamanın içindeyiz. Oysa tarih ve doğa, bu illüzyonu paramparça etmek, insanın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için her zaman fırsat kollar. Eğer bir gün, “Aynı şartlarda, aynı amansız felaketin ortasında farklı karakterler, farklı liderlik anlayışları nasıl bir sonuç verirdi?” diye sorsaydınız ve bunun için kusursuz, izole ve acımasız bir laboratuvar kursaydınız, elde edeceğiniz sonuç on dokuzuncu yüzyılda Auckland Adaları’nda yaşanan o dehşet verici gerçeklikten farksız olurdu. Bu, denizcilik tarihine düşülmüş basit bir iki gemi enkazı notu değildir; bu, sosyolojik apoletlerin söküldüğü, liyakatin en temel hayatta kalma refleksine dönüştüğü ve insan doğasının en çıplak haliyle masaya yatırıldığı emsalsiz bir derstir.
Modern bürokrasi, siyaset ve iş dünyası; masa başlarında uydurulmuş, gerçek hayatta ve kriz anlarında hiçbir pratik karşılığı olmayan o şişkin unvanlara tapınmak üzerine kurulmuştur. Sistem, bireyleri ürettikleri sahici değere veya kriz çözme kapasitelerine göre değil, kartvizitlerinde yazan hiyerarşik etiketlere göre sınıflandırır. Ancak okyanusun ortasında, dondurucu soğuğun, bitmek bilmez fırtınaların ve mutlak açlığın pençesindeki ıssız bir adada, kağıt üzerindeki o saygın unvanların hiçbir hükmü yoktur. Kriz anları, o sahte otorite zırhının iflas ettiği, toplumsal kurguların çöktüğü yerdir. Auckland Adaları’nın bir yakasında, Kaptan Thomas Musgrave ve sivil James Teer gibi figürlerin sergilediği liderlik, egonun sıfırlandığı ve entelektüel aklın devreye girdiği noktayı temsil eder. Musgrave, felaketin ortasında o çok değer verilen kaptanlık apoletlerine sarılmak yerine, grubun içindeki asıl cevheri, François Raynal gibi teknik becerisi yüksek, sahici bir liyakat sahibi isimleri öne çıkarmayı bilmiştir. Gerçek liderlik, her şeyi bilme kibri değil; bilenlere alan açma, yeteneği tanıma ve........
