menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vitrin ışıltısı, geleceğin karartısı mı?

7 0
monday

​Sokakta, kahvede ya da sosyal medyada şu cümleyi mutlaka duymuşsunuzdur: “Ekonomik kriz var diyorlar ama AVM’ler tıklım tıklım, kafelerde yer yok, herkesin elinde son model telefon, yollarda lüks arabalardan geçilmiyor!”

​İlk bakışta haklı bir gözlem gibi duran bu durum, aslında derin bir ekonomik ve sosyolojik paradoksu (çelişkiyi) barındırıyor. Bir yanda geçim sıkıntısı feryatları, diğer yanda harcamaya devam eden bir kitle. Peki, rasyonel (akla uygun) insan krizde parasına sıkı sıkı sarılması gerekirken neden daha çok harcar? İşletmeler bu durumu nasıl fırsata çeviriyor ve en önemlisi, bu döngü geleceğimizi nasıl etkiliyor?​Gelin, bu karmaşık tabloyu hem ekonomi-politik hem de sosyolojik bir gözlükle analiz edelim; günlük hayatın içinden sade örneklerle çözelim.

Paranın Değer Kaybettiği Yerde “Rasyonellik” Değişir: Paradan Kaçış

​Akademik literatürde buna “Öne Çekilmiş Talep” ve “Paradan Kaçış” denir. Klasik ekonomi teorisi, enflasyonist (fiyatların sürekli arttığı) ortamlarda insanların tasarruf eğiliminin değiştiğini söyler.​Bunu en basit şekilde şöyle açıklayabiliriz: Cebinizde 10.000 TL var. Normalde bu parayı biriktirmeniz gerekir. Ancak biliyorsunuz ki o parayla bugün alabildiğiniz telefonu, üç ay sonra alamayacaksınız. Paranız bankada durdukça adeta bir buz kalıbı gibi eriyor. Bu durumda tüketici şu mantıkla hareket eder: “Nasıl olsa yarın daha pahalı olacak, en iyisi ihtiyacım olmasa bile bugün alayım.”

​Evlenmeyi düşünen genç bir çiftin, düğünlerine henüz bir yıl varken ve henüz ortada dikili bir ağaçları bile yokken çeyiz mağazasından taksitle buzdolabı, çamaşır makinesi alması tam olarak budur. Gençler beyaz eşyayı evlerine koyacak yerleri olmadığı için mağazanın deposunda bekletirler. Çünkü bilirler ki, evlenecekleri gün o buzdolabının fiyatı iki katına çıkacaktır.

​İşte AVM’lerin dolu olmasının birinci sebebi budur. Bu bir zenginlik göstergesi değil, aksine paranın geleceğine duyulan güvensizliğin ve malın paradan daha güvenli bir liman haline gelmesinin sonucudur.

Sosyolojik Bir Reaksiyon: “İkame Tüketim” ve “Günü Kurtarma” Psikolojisi

​Meseleye sosyolojik açıdan baktığımızda, karşımıza Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” teorisi ve Zygmunt Bauman’ın “Akışkan Modernite” kavramı çıkar. Yüksek enflasyon dönemlerinde toplumda geleceğe dair umut ve planlama yeteneği sarsılır. Gelecek projeksiyonu yapamayan birey, “anlık hazlara” ve “günü kurtarmaya” yönelir. Büyük hedeflere ulaşamayan insan, küçük hedeflerle tatmin arar. Buna sosyolojide “İkame Tüketim” veya kozmetik sektöründen bilinen adıyla “Ruj Etkisi” (Lipstick Effect) denir.​Asgari ücretin biraz üzerinde çalışan bir plaza çalışanını veya üniversite öğrencisini düşünelim. Bu kişinin mevcut ekonomik şartlarda bir ev veya araba satın alması, yemeyip içmeyip biriktirse bile artık imkansızdır. Birey şu mantığa bürünür: “Nasıl olsa ömrüm boyunca çalışsam bir ev alamayacağım. O zaman neden kendimi sıkıp hayatı kaçırayım?”

​Sonuç olarak, ev parasını denkleştiremeyen o kişi, gider hafta sonu popüler bir kafede 600 TL’ye bir latte ve kruvasan alır, bunu sosyal medyasında paylaşır veya bütçesini zorlayıp son model bir telefon alır. Kafelerin tıklım tıklım olması insanların zenginliğinden değil, “büyük şeyleri satın alamayanların, küçük lükslerle........

© Haberton