Müslüman Başkasını Aldatamaz
Aldatma, İslam’ın en kesin çizgilerle yasakladığı ve mümin kimliğiyle asla bağdaşmayan çirkin bir davranıştır. Çünkü aldatma güveni yok eder; güvenin yok olduğu yerde aile de toplum da ticaret de kardeşlik de ayakta kalamaz. Bir toplumun ayakta kalmasının en önemli şartı karşılıklı güvendir. İnsanların birbirine güvenmediği bir ortamda hiçbir ilişki sağlıklı şekilde devam edemez. Bu yüzden İslam, doğruluk ve güvenilirliği mümin şahsiyetinin temel vasfı olarak belirlemiş, aldatmayı ise ağır şekilde yasaklamıştır. Kur’an, aldatmayı “hıyanet” kavramı ile birlikte değerlendirir ve “Allah, hile yapanları ve hıyanet edenleri sevmez” (Enfâl 58) buyurur. Bu Kur’ânî hüküm, aldatmanın Allah’ın sevmediği karakterlerden biri olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Böyle bir yaklaşım Müslüman kimliği zedeleyen yanlış bir ameldir.
Kur’ân-ı Kerim’in ayrıca aldatmanın insanın karakterini bozan bir hastalık olduğunu ifade buyurur: “(İman etmeyen bu iki yüzlüler) Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; fakat kendilerinden başkasını aldatamazlar da yine farkında değillerdir. ” (el-Bakara, 2/9). Bu ilahi hüküm aldatmanın aslında kişinin asıl kendini aldatma olduğunu açıkça gösterir. İnsan başkasını kandırdığını zanneder ama gerçekte en büyük zararı kendine verir. Çünkü aldatma, insanın kalbini karartan ve zamanla vicdanını körelten bir davranıştır. Kalbi kararan bir insan ise artık doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanır. Böylece küçük görülen bir aldatma zamanla büyük bir karakter bozukluğuna dönüşür. Hatta tolum içinde bozuk karekterli kişi olarak tanınmasına sebep olur.
Hz. Peygamber (sav)aldatmayı sadece kötü bir ahlaki davranış olarak değil, mümin kimliğiyle bağdaşmayan ciddi bir karakter bozukluğu olarak tanımlamıştır. Rasulullah bu konuda son derece açık bir üslupla şöyle buyurur: “Bizi aldatan bizden değildir” (Müslim, Îmân 164). Bu hadis, bir başkasını aldatmanın İslam ahlakındaki yerini en açık şekilde ortaya koyar. Rasulullah burada sıradan bir uyarı yapmamış, aldatmayı mümini imanının eksikliği konusunda da uyarmaktadır. Hatta ümmetin bir mensubu olmaktan da çıkarır. Hz. Peygamber başkasının aldatanı İslam’ın dışına iten çok güçlü bir ifade kullanmıştır. Yani bir Müslüman için aldatma, basit bir hata değil, iman ve ahlakla bağdaşmayan ağır bir davranıştır.
Nitekim Rasulullah (sav) bir gün Medine pazarında satılan bir buğday çuvalının yanından geçerken elini buğdayın içine sokmuş ve alt tarafının ıslak olduğunu fark etmiştir. Bunun üzerine satıcıya “Bu nedir?” diye sormuş, satıcı yağmurdan ıslandığını söyleyince Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Öyleyse onu insanların göreceği şekilde üste koysaydın ya! Bizi aldatan bizden değildir.” Bu olay, ticarette dürüstlüğün İslam’da ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu bir buğday çuvalın ile ilgili bir örnek olup hayatın her alanında işlemesi ve bunu bir karakter haline getirmek gerekir. Yanlışlık yapan İslam dışına itilmekle karşı karşıya kalabilmektedir.
Böylece sadece ticarette değil hayatın her alanında aldatma birçok farklı kılığa bürünebilir. Bazen açık bir yalan şeklinde ortaya çıkar, bazen de gizli bir hile olarak kendini gösterir. Mesela ticarette malın kusurunu gizleyerek satmak bir aldatmadır. Tartıda veya ölçüde hile yapmak da aynı şekilde aldatmadır. Söz verip sözünü yerine getirmemek de bir aldatmadır. Kur’ân-ı Keim’de bu tür hileler özellikle kınanmış ve “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!” (el-Mutaffifîn 86/1) buyurularak bu davranışın ne kadar ağır bir günah olduğu bildirilmiş ve müminler sert bir şekilde uyarılmıştır.
Aldatma sadece ticaret alanında görülmez. İnsan ilişkilerinin olduğu her yerde ortaya çıkabilir. Söz verip sözünde durmamak bir aldatmadır. Bir insana güven telkin edip sonra o güveni kötüye kullanmak da aldatmadır. Bir dostluk ilişkisini çıkar için kullanmak, bir insanın duygularını istismar etmek, birini kandırmak için güzel sözler söylemek de aldatmanın farklı şekilleridir. Rasulullahözellikle alimu’l-lisan olan kimselerin süslü kelimelerle hakikatleri gizlemelerinin ne kadar kötü bir amel olduğunu hatırlatmaktadır.
Aile hayatında da aldatma çok ağır sonuçlar doğurur. Eşlerin birbirine karşı sadakatsiz davranması, gizli ilişkiler kurması veya birbirinden gerçekleri saklaması aileyi içten içe çürüten bir davranıştır. Oysa İslam aileyi güven üzerine kurmuştur. Karı-koca arasındaki güven sarsıldığında aile kurumu büyük zarar görür ve toplum da bundan olumsuz etkilenir.
Kur’ân-ı Keirm’de Tevhid inancına yapılan çağrılara uymayanların kötü sonlar açıkça anlatılmaktadır. Hatta Kıssalarda ilenen temalar anlatılmakta ve bunlardan ibret alınması istenmektedir. İslâm inancının ana temelleri olan Allah’a ve âhiretgününe inanmak, peygamberlerin çağrılarına uymak konuları yüce kitabımızın her ayetinde saklıdır. Bunların yanında da dünya ekonomik hayatında önemli olan dürüstlük ilkesi hatırlatılarak insanların buna uyması istenmektedir. İnsanların mallarını haksızca ele geçirenler her zaman kınanmıştır. Bugün de faizle veya kripto para tuzakları ile insanların mallarının ellerinden gasbedilmesininharam bir kazanç olduğu ve Allah tarafından yasaklandığı bildirilmektedir. Bu dönemimizde aldatmanın yeni biçimleri de ortaya çıkmıştır. Özellikle dijital dünyada insanlar bazen sahte kimlikler kullanarak başkalarını kandırabilmekte, sosyal medyada gerçek olmayan hayatlar sergileyerek insanları yanıltabilmektedir. Takipçi kazanmak için yanıltıcı içerikler üretmek, sahte bilgiler yaymak veya insanları manipüle etmek de aldatmanın çağımız belası olan türleri arasındadır. Oysa Müslüman, hayatının her alanında dürüst olmak zorundadır. Gerçek hayatta dürüst olduğu gibi dijital dünyada da doğruluğunu korumalıdır.
Genç bir Müslüman için aldatma özellikle önemli bir imtihandır. Hayatın her alanında hile yapmaya kalkışmak, başkasının emeğini kendi emeği gibi göstermek veya bir başarıyı hak etmediği halde elde etmeye çalışmak aldatma kapsamına girer. Bazıları bu tür davranışları “küçük bir hile” veya “basit bir yöntem” gibi görse de İslam ahlakında bunların hepsi ciddi bir sorumluluktur. Çünkü dürüstlük küçük konularda başlar. Küçük bir hileye alışan insan zamanla büyük hileleri de normal görmeye başlar.
Rasulullah (sav) münafıklığın alametlerini sayarken şöyle buyurmuştur: “Münafığın üç alameti vardır: konuşunca yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine güvenilince hıyanet eder” (Buhârî, Îmân 24). Dikkat edilirse bu üç özellik de doğrudan aldatma ile ilgilidir. Yalan söylemek insanları kandırmaktır, sözünde durmamak güveni boşa çıkarmaktır, emanete hıyanet etmek ise güveni kötüye kullanmaktır. Bu yüzden “aldatma”kavramı münafıklık alametlerinin tam merkezinde yer alır.
Aldatma sadece dünya hayatını değil, ahiret hayatını da tehlikeye atan bir davranıştır. Çünkü çoğu zaman kul hakkına yol açar. Kul hakkı ise İslam’da en ağır sorumluluklardan biridir. Bir insanın malını, emeğini veya güvenini haksız şekilde kullanmak kul hakkına girmek demektir. Bu hak ise ancak o kişinin helalliği ile affedilir. Rasulullah, kıyamet gününde başkasına haksızlık eden kimselerin sevaplarının başkalarına verileceğini, eğer sevapları yetmezse başkalarının günahlarının onların üzerine yükleneceğini haber vermiştir. Bu yüzden aldatma, ahirette ağır sonuçlar doğurabilecek bir davranıştır.
Müslüman kimliği inşa eden kavramların başında doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik gelmektedir. Bunların aksi ise Müslüman kimliği zedeleyen davranışlardır. Rasulullah; “Şüphesiz doğruluk (sıdk) insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında ‘sıddîk’ olarak yazılır. Yalan ise insanı kötülüğe götürür, kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında ‘kezzâb’ olarak yazılır.” (Buhari Edeb, 69)buyurarak dürüstlüğün insanı kurtuluşa götüren bir yol olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle bir Müslümanın hayat ilkesi şu olmalıdır: Müslüman kandırmaz, kandırılamaz, aldatmaz ve aldanmaz.
Kısaca aldatma, mümin şahsiyetini bozan, insan ilişkilerini çürüten ve toplumun temelini sarsan Müslüman kimliği zedeleyen bir davranıştır. İslam ise doğruluğu, dürüstlüğü ve güveni müminin temel kimliği olarak belirlemiştir. Müslümanlar için doğru yol bellidir: Sözü doğru, kalbi temiz, ilişkilerinde güvenilir, ticaretinde şeffaf ve hayatının her alanında dürüst olmak. Çünkü mümin, aldatmayı hayatından tamamen çıkaran ve doğruluğu karakter haline getiren insandır.
