menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rücu

4 0
previous day

Gözler kapanır. Ses çekilir. Yalnız saatin tik takı kalır, ve bir de nefes.

Sonra araya kalbin ritmi girer. Sorular çoğalır. Tik tak aynı kalır, değişmez, sabit, ilgisiz. Nefes kısık kısık. Kalpte ritim artar.

Kapatalım gözlerimizi... bir düşünelim... sessiz bir yerde...

Sahi ben kimim... ne işim var burada... neden geldik bu telaş dünyasına...

Aldığımız nefes neyin havası... hangi hava ile besleniyor vücut... oksijen yeterli mi sadece nefes almak için... neden aklım başka, kalbim başka bir dil konuşuyor... peki tek konuşan ben miyim... ağaçlar, su, toprak, gökyüzü... ne diyor gerçekten...

Zaman ne ki... kime göre akıyor, nereye akıyor... bu nehir en hızlı akan değil mi... nasıl sakinler, az dursa nereye geldik baksak mı acaba...

Durunca ne olacak... sahi durmak gerçekten yok mu... ya durursa, nefes alabilir miyim acaba... yoksa o zaman mı başlar gerçek nefes...

Sorular biter, ama sessizlik bitmez. Nefes hâlâ kısık. Kalp hâlâ hızlı. Tik tak artık aynı değildir, kalbin sesi bastırır zamanın dürten sesini.

Bir şey değişmiş gibi değil. Ama bir şey de eskisi gibi değil.

Belki cevap yok. Belki cevap zaten hep oradaydı, sadece bu kadar gürültüde duyulmuyordu.

Nefes yavaşlar. Bir tık. Sonra bir tık daha. Kalp artık zamana değil, kendi sesine uyar.

Ve tam o an — dişliler........

© Habername