menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NELERİMİZ ÇALINDI?

25 0
08.09.2026

Cetvelin Üçüncü Kırığı

Bir taş düşünelim. Kâbe'nin duvarında, asırlardır aynı köşede duran, milyonlarca elin dokunduğu, milyonlarca dudağın öptüğü bir taş.

930 yılı, hac mevsimi. Mekke, dünyanın dört bir yanından gelen hacılarla dolu. Ve o gün, bir grup, kılıçla Mescid-i Haram'a girdi. Tavaf eden, Kâbe'nin örtüsüne sarılıp yalvaran, namazda olan kimseye merhamet edilmedi. Kaynaklar, harem sahasında ve Mekke sokaklarında katledilenlerin sayısını otuz bine yakın kaydeder. Şehir günlerce yağmalandı; Kâbe'nin kapısı söküldü, süslemeleri, kandilleri parçalanıp talan edildi.

Katliamın en ağır sembolik darbesi, Zemzem kuyusuna vuruldu. Binlerce ceset, defin yapılmaksızın, doğrudan kuyunun içine atıldı amaç, Müslümanların kutsal saydığı suyu kirletip kullanılmaz kılmaktı.

Ebû Tâhir el-Cennâbî, katliam sürerken Kâbe'nin eşiğine oturmuş, alaycı sözler haykırıyordu: “Ene billâh ve billâhi ene / Yahluku’l-halka ve efnîhim ene”(Ben Allah ileyim ve Allah benimledir / O mahlûkatı yaratır, bense onları yok ederim!)

Hacılar can havliyle Kâbe'ye yapışıp "Ey Allah'ın evi, bizi koru!" dediklerinde, onlarla şöyle alay ediyordu:

"Nerede o Ebâbil kuşları? Hani hırsızlara taş atan kuşlar nerede? Eğer bu ev gerçekten Allah'ın evi olsaydı, gökten ateş yağar, bizi helak ederdi."

Ve en sonunda, duvardaki o taş Hacerül-esved balyozla parçalanarak yerinden koparıldı, develere yüklenip çölün ortasındaki kendi merkezlerine götürüldü.

Yirmi iki yıl. Taş, o kadar süre yerinde durmadı. Abbâsîhalifeleri elli bin altın ve düzenli haraç teklif etti; Karmatîler bunu aşağılayarak reddetti: "Biz onu parayla almadık ki parayla satalım." Müslümanlar, o yıllar boyunca Kâbe'yi, taşın boş oyuğuna işaret ederek tavaf etmek zorunda kaldı. Taş sonunda geri geldiğinde, artık yekpare değildi; parçalanmış, gümüş bir çerçeveyle bir arada tutulan bir hâle gelmişti bugün hâlâ o hâliyle duruyor.

Neden böyle bir şey yapılır?

Cevap, taşın kendisinde değil. O günün failleri, Kâbe'yi "korumasız bir puthane" ilan etmişlerdi kutsalın sadece bir madde, bir taş yığını olduğunu, ona duyulan hürmetin ise sadece bir cehalet, aşılması gereken bir eski alışkanlık olduğunu iddia ettiler. Taşı çalarak asıl çaldıkları şey, taşın kendisi değildi. Çaldıkları şey, o taşa duyulan hürmetin dokunulmazlığıydı.

Aslında bu ayrımı, İslam'ın kendisi çok daha önce, çok daha derin bir şekilde kurmuştu.

Hz. Ömer, Hacerülesved'i selamlarken şöyle demişti: "Biliyorum ki sen bir taşsın; ne zarar verebilirsin, ne fayda. Eğer Resûlullah'ın seni öptüğünü görmeseydim, ben de seni öpmezdim." (Buhârî, Hac, 50)

Bu söz, tam da Karmatîlerin anlayamadığı şeyi anlatıyor. Taşın kendisinde hiçbir güç yok bunu Müslümanlar zaten biliyordu, zaten söylüyordu. Hürmet, taşın maddesine değil, onun taşıdığı bağa, Resûlullah'ın ona dokunmuş olmasına, o bağın nesiller boyu taşınmasına duyuluyordu. Karmatîler, "bu sadece........

© Habername