menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyaca ünlü piyanist Anjelika Akbar: “Sonsuz Bir Senfoninin İçinde Yaşıyoruz”

10 0
15.10.2026

Şiirlerle, şarkılarla, öykülerle, edebiyatla, müzikle, sanatla hikayemizi yazar, kaydederiz. Zamanının öyküsünü müziğiyle yazan dünyaca ünlü piyanist, besteci, akademisyen ve yazar Anjelika Akbar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Karaganda kentinde dünyaya geldiğinde gözlerini yalnızca dünyaya değil, sanata da açıyor. İki buçuk yaşında başlayan müzik yolculuğu, zamanla notaların ötesine uzanan bir varoluş biçimine dönüşüyor. Çocukluğundan bugüne ruhunda taşıdığı doğa sevgisi, insan ruhuna ilişkin gözlemleri ve hayata felsefi yaklaşımı, bestelerinin ilham kaynakları arasında yer alıyor.

“Müzik, varoluşun ta kendisidir” diyen Anjelika Akbar ile çocukluğunun duygularını ve fark edişlerini, müziğe duyduğu tutkuyu, bestelerinin ardındaki yaratıcı yolculuğu, Türkiye’yle kurduğu derin bağı, Anjelika Akbar’ı Anjelika Akbar yapan deneyimleri Haberler.com okurları için konuştuk.

Anjelika Hanım, parmaklarınızın ucundan yükselen tınıları dinlerken en çok 432 Hz frekansının sizdeki, ruhunuzdaki karşılığını merak ettim doğrusu. 432 Hz, insan ruhuyla kurduğunuz derin bağın bir parçası mı?

Biliyorsunuz, geçen yüzyıldan beri küresel bir dayatma olarak 440 Hz (La notasının saniyede yaptığı titreşim sayısı) ve üstü kullanılmaya başlandı. Halbuki insanın daha ahenkli, kendiyle daha uyumlu, altın oran kavramına daha yakın halde olması için daha uygun frekanslar var. O frekanslardan biri de 432 Hz. Destek Yayınlarından çıkan Her İnsan Bir Bestedir kitabımda, bundan ve ilgili diğer konulardan geniş bir şekilde bahsettim. Fakat şu unsur en önemlisi diye düşünüyorum… Müzisyen, 432 Hz veya insan bünyesi için faydalı olan başka bir titreşim hızında akort edilmiş enstrümanla performans yaparken içi nefret ve kızgınlık doluysa bu yararlı frekansın hiçbir faydası olmaz. Ve tersine, 440 Hz veya üstünde akort edilmiş bir enstrümanla performans yaparken içinde olağanüstü sevgi, şefkat, en güzel duygu ve düşünceleri taşıyorsa dinleyenlere geçecek olan akış tam da bu nitelikte olacak. Böylece insan faktörü, ne olursa olsun, niteliği doğrudan etkiliyor. Ben de mümkün olduğunca performanslar esnasında ahenkli halde olmaya özen gösteriyorum. Çünkü müzik, titreşimsel olarak insanı psikosomatik düzeyde çok derinden etkiliyor; dinleyenleri ağırlaştırmamak için çok hassas bir ayarı olmalı. Şimdiki zamanlarda “sanat” adı altında insana doğrudan çok zarar veren birçok unsur var ama insanlar bunun genellikle farkında değil. Halbuki farkına varmanın kendileri için büyük bir faydası var… Sunulan her şeye sırf adı sanatsal etkinlik veya moda diye atlamadan, kendi bünyelerine uygun sanat eserleriyle hayatta seyretmek çok iyi olur diye düşünüyorum.

Konserinizde yalnız müziğinizi duymadım. Duygular, hikayeler, yaşanmışlıklar ve hatta yaşanamamışlıklar… Hepsi notaların içine sığıvermişti. Hissettirdikleriniz gerçekten büyüleyiciydi. Bir sanatçı olarak bunu nasıl mümkün kılıyorsunuz? Müziğin, kelimelerin ulaşamadığı yerlere dokunduğuna inanıyor musunuz?

Tabii, müzik kelimelerden üstündür. Çünkü daha soyuttur ve insanların kısıtlayıcı düşünce ve ön yargılarından uzak olan bir alan sunar. Orada her şey çok daha yalın ve doğrudan derinliklerimize doğru akıyor, ruhumuzun tellerine doğrudan dokunuyor… Biz atomlardan oluşuyoruz ve her an titreşiyoruz. Enstrümantal müzik, söz olmadan doğrudan titreşim yolluyor ve insanlar bu akışla rezonansa giriyor. O yüzden müzik hem görsel sanatlardan hem de sözlerden daha etkileyici oluyor.

İsterim ki biraz geriye gidelim. Sizi ve sanatınızı uzun uzun konuşalım. Karaganda’da doğdunuz. Nasıl bir coğrafyada, nasıl bir ailede büyüdünüz? Çocukluğunuzun hangi sesleri bugün hala müziğinizin içinde?

Sert bir iklim, kışları eksi otuz, eksi otuz beş derece. Ama kuru iklim olunca insan yine de nispeten kolay dayanıyor; İstanbul’da nemli iklimde artı beş bile insanı üşütürken eksi otuz beşe daha kolay tahammül ediliyor. Yine tabii o iklime uygun kıyafetlerle… Yazları sıcak, mevsim geçişleri uzun ve net. Uzun uzun karlar eriyor, yavaş yavaş her şey canlanıyor. Sonra uzun uzun doğanın en güzel sonbahar renkleri izleniyor ve muhteşem kar taneleri uçuşmaya başlıyor. Doya doya ve hayranlıkla tüm mevsimleri yaşıyordum. O doğa aşkı hep devam ediyor ve bestelerimin önemli bir konu başlığını oluşturuyor. Çocukluğumun seslerinden ziyade hissiyatlarım ve fark edişlerim bestelerimde sürüyor: doğa, su, sonsuzluk hissi, neşe, kötülüğe karşı direniş; ayrıca öz disiplin ve hayatı felsefi bir bakış........

© Haberler