Bir marştan daha fazlası: Sabir Karger ve Türk dünyasının ortak hafızası
Bazı isimler vardır; yalnızca sanatçı değildir. Bir coğrafyanın sesi, bir milletin hafızası, bir medeniyetin taşıyıcısıdır.
Mehmet Sabir Karger işte tam olarak böyle bir isim.
1957 yılında Güney Türkistan’ın Andhoy şehrinde, kalabalık bir Özbek Türkü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Karger’in hikâyesi, aslında Türk dünyasının da hikâyesidir. Çocuk yaşta eline aldığı iki telli dutar, onun sadece bir müzik aleti değil; bir kimlik, bir hafıza ve bir direniş dili kurmasının başlangıcı olmuştur.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, 6 yaşında başlayan o yolculuğun, yalnızca bir sanat serüveni değil; kültürel bir seferberlik olduğunu daha net görüyoruz.
1977’de Türkiye’ye gelişi ve ardından Hacettepe Üniversitesi’ndeki eğitimi… Bir yandan akademik hayat, diğer yandan gönlünde taşıdığı Türkistan ezgileri… Ve 1982’den itibaren TRT ekranlarında duyulmaya başlayan o ses…
Bu bir tesadüf değil; bu, köklerini unutmayan bir sanatçının bilinçli yürüyüşüdür.
Karger’i sadece bir müzisyen olarak tanımlamak eksik kalır. O, Türk dünyasının dağınık coğrafyasını notalarla bir araya getiren bir köprü kurucudur.
“Anayurt Marşı” bunun en güçlü örneğidir.
“Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azer, bir boydur, Karakalpak, Kırgız, Kazak; hepsi bir soydur…”
Bu dizeler bir şarkı sözü değildir. Bu dizeler, siyasetin kuramadığını sanatın kurduğu bir birlik cümlesidir.
2019 yılında Türk Devletleri Zirvesi’nde, devlet başkanlarının huzurunda koro halinde söylenen bu marş, aslında Karger’in sanatının ulaştığı zirveyi değil; Türk dünyasının ortak ruhunu temsil eder.
Onun eserlerine baktığınızda sadece müzik görmezsiniz. Hoca Ahmed Yesevî’nin hikmetleri, Ali Şir Nevâî’nin dizeleri, Babür’ün ruhu, Mevlânâ’nın irfanı…
Karger, bu büyük isimleri yalnızca bestelemedi; onları bugüne taşıdı. Bir anlamda, unutulmaya yüz tutmuş bir kültürü yeniden seslendirdi.
Türkistan Halk Müziği’nden Nevai Nasihati’ne, Yesevi Vasiyeti’nden Oğlak Destanı’na kadar uzanan eserleri; altı milyon kilometrekarelik bir coğrafyanın sesini tek bir yürekte toplamayı başardı.
Bugün buna sanat deniyor ama aslında bu, bir kültür nöbetidir.
Şimdi İstanbul’da düzenlenecek olan “Mehmet Sabir Karger Onur Gecesi”, yalnızca bir sanatçının 50. yılını kutlamak değildir.
Bu gece; bir ömrün, bir idealin, bir inancın takdir edilmesidir.
TÜRKSOY tarafından verilecek “Üstün Hizmet Madalyası” elbette kıymetlidir. Ancak Karger’in asıl ödülü, yıllardır milyonların dilinde yaşayan eserleridir.
Ve belki de en anlamlı an; “Anayurt Marşı”nın bir kez daha hep birlikte söyleneceği o andır.
Çünkü bazı marşlar alkış için değil, hatırlamak içindir.
Bugün kültürel kopuşların, kimlik aşınmalarının ve hafıza kayıplarının sıkça konuşulduğu bir çağda; Sabir Karger gibi isimler bize şunu hatırlatıyor:
Bir milleti ayakta tutan yalnızca sınırlar değildir. Onu ayakta tutan; ortak dil, ortak duygu ve ortak hafızadır.
Ve bazen bu hafıza, bir marşta saklıdır.
