menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dizilerle Kültürel Erozyon: Toplumu Kim Değiştiriyor?

9 0
17.03.2026

Bir milletin en güçlü savunma hattı ordusu değildir. Bir milletin en güçlü savunma hattı kültürüdür, değerleridir ve inanç dünyasıdır.

Eğer bir toplum bu üçünden koparılırsa; ne kadar güçlü ekonomi kurarsa kursun, ne kadar güçlü ordulara sahip olursa olsun uzun vadede ayakta kalamaz.

Bugün Türkiye’de üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir mesele var: Televizyon dizileri, filmler ve gündüz kuşağı programları üzerinden yürütülen kültürel aşındırma.

Bu sadece basit bir eğlence meselesi değildir. Bu, toplumun zihnini ve değer dünyasını dönüştüren yumuşak güç operasyonudur.

Dizilerde Sürekli Aynı Senaryo

Bugün televizyon kanallarını açtığınızda karşınıza çıkan tablo neredeyse değişmez:     •    Mafya ve suç örgütleri     •    Silahlar, cinayetler     •    Aldatma, ihanet, entrika     •    Aile kurumunun itibarsızlaştırılması     •    Şiddetin normalleştirilmesi

Bir zamanlar Türk dizilerinde mahalle kültürü, dayanışma, aile bağları ve komşuluk vardı.

Bugün ise birçok yapımda toplumun değerleri adeta sistematik biçimde ters yüz ediliyor.

Aile dağıtılıyor. Sadakat küçümseniyor. Suç romantize ediliyor.

Gündüz Kuşağı: Toplumsal Çürümenin Vitrini

Diziler bir yana, gündüz kuşağı programları ise bambaşka bir sorun.

Aile içi mahremiyetler, kavga, iftira, dedikodu ve insan onurunu zedeleyen sahneler saatlerce yayınlanıyor.

Toplumun en hassas meseleleri reyting uğruna bir gösteriye dönüştürülüyor.

Bu programların çocukların ve gençlerin zihninde nasıl bir iz bıraktığı ise neredeyse hiç tartışılmıyor.

Şevket Altuğ’un Çarpıcı Tespiti

Türk tiyatrosunun ve televizyonunun saygın isimlerinden Şevket Altuğ yıllar önce bu gidişata dikkat çeken önemli bir açıklama yapmıştı.

Kendisine “Sizi neden ekranda göremiyoruz?” sorusu sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Ana akım medyaya sokulan ABD’li ‘uzmanlar’ tarafından Türk toplumunun değerleri değiştirildi! Bütün dizilerde tabanca, tüfek, mafya, yatak, aldatma… Millet birbirini öldürüyor!

Bu ortamda ben olamam. Çünkü biz yaptığımız işlerde topluma sevgiyi, hoşgörüyü, mahalle kültürünü, birlikte yaşamayı ve dayanışmayı öğretmeye çalıştık.

Böyle bir senaryoyla karşılaşırsam, yaşıma rağmen hâlâ oynayabilirim. Ama karşılaşacağımı pek zannetmiyorum. Toplumu TV’lerde ‘CIA eliyle’ kirlettiler; mahvedip böldüler. Gündüz kuşağı zaten rezalet ama kimse umursamıyor! Bilinçli bir tükenişe götürüyorlar.”

Bu sözler sadece bir sanatçının sitemi değildir.

Bu sözler, Türkiye’nin kültürel yönüne dair bir uyarıdır.

Kültür Savaşları Tankla Değil, Ekranla Yapılır

Tarihe baktığımızda kültür savaşlarının çoğu tankla, topla yapılmamıştır.

Sinema, televizyon ve popüler kültür üzerinden yapılmıştır.

Hollywood’un onlarca yıldır dünya üzerinde kurduğu kültürel etki bunun en açık örneğidir.

Bugün Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanıp yaşanmadığını sormak zorundayız.

Çünkü bir toplumun kültürünü değiştirmek için:     •    silah kullanmanıza gerek yoktur,     •    işgal ordularına da gerek yoktur.

Yeter ki o toplumun:     •    aile yapısını zayıflatın     •    değerlerini küçümseyin     •    genç kuşakları kimliksiz bırakın.

Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Mesele Reyting Değil, Gelecek Meselesidir

Bu nedenle konu sadece televizyon eleştirisi değildir.

Bu mesele Türk toplumunun geleceği meselesidir.

Sanat; bir milleti yükseltebilir de, yozlaştırabilir de.

Bir milletin sanatçıları ve kültür insanları bu sorumluluğun farkında olmalıdır.

Şevket Altuğ’un sözleri belki de bu yüzden bugün her zamankinden daha anlamlıdır:

Çünkü mesele sadece bir dizinin senaryosu değil, bir milletin kültürel istikbalidir.


© Habererk