menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vatan Hainliği ve Siyasi Çözülmenin Anatomisi

12 0
previous day

"Demokrasi" ve "Özgürlük" Silahlarıyla Türkiye'yi Parçalama Girişimi

Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler ve Türkiye içindeki bazı siyasi aktörlerin söylemleri, ülkemin bütünlüğüne yönelik ciddi endişeler uyandırıyor. Parlamento'da kurulan komisyonun yapısı ve bu komisyona yönelik talepler, bana göre terör örgütlerinin artık fiziki silahlı mücadele yerine, “demokratikleşme,” “özgürlük,” ve “eşitlik” gibi kavramları kullanarak hedeflerine ulaşmaya çalıştığını gösteriyor. DEM Parti ve terör örgütü temsilcilerinin ifadeleri, bu yeni stratejiyi gözler önüne seriyor. Terörist Karasu'nun, komisyonun sadece silah bırakanlarla sınırlı kalmaması ve Türkiye'nin "Kürt sorunu ve demokratikleşme" meselelerinin gündem dışı kalmaması yönündeki talepleri, bu sürecin aslında terörün sonlandırılması değil, siyasi kazanımlar elde edilmesi amacını taşıdığını ortaya koyuyor. Benzer şekilde, Meral Danış Beştaş'ın, terör örgütü lideri için "umut hakkı" ve "hukukun gereği" gibi ifadeleri kullanması, hukukun temel prensiplerini terör örgütünün ajandasına hizmet edecek şekilde yorumlama çabası olarak görülüyor. Düşünüyorum ki, bu durum, terörün sadece silahlı bir eylem olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ideolojik bir mücadele olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Dünyanın diğer bölgelerinde, örneğin İngiltere'de IRA'ya ya da İspanya'da ETA'ya karşı taviz verilmediği ortadayken, PKK'nın göstermelik silah bırakma eylemleriyle taleplerini artırması, sürecin samimiyetini sorgulatıyor.

Bu yeni strateji, terör örgütünün militanlarını dağlardan indirip siyasete sokma ve böylece meşruiyet kazanma çabasıdır. "Demokrasi" söylemi, uluslararası arenada destek bulmak için kullanılan bir kılıftır. Batılı ülkeler, bu söylemlerin arkasında yatan bölücü ve ayrılıkçı niyetleri görmezden gelerek, Türkiye'ye karşı bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. Oysa, ne İngiltere IRA ile ne de İspanya ETA ile "demokratikleşme" adı altında pazarlık masasına oturmamıştır. Bu örgütlerin teslimiyeti koşulsuz olmuştur. Türkiye'den beklenen de budur: Terör örgütünün koşulsuz şartsız teslim olması ve adalete hesap vermesi. "Umut hakkı" söylemleri, binlerce şehit ailesinin ve gazimizin umudunu yok saymaktır. Bir teröriste umut vermek, vatanın bekası için canını feda edenlere karşı en büyük ihanettir. Bu, hukukun değil, ihanetin gereğidir.

DIŞ MÜDAHALELER VE BÖLGESEL TEHDİTLER

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi’nin “Ortadoğu'da ulus devlet istemez” şeklindeki sözleri, benim için Türkiye'nin üniter yapısına yönelik dış kaynaklı bir tehdittir. Bu ifade, ABD ve İsrail'in bölgedeki mevcut ulus devletleri zayıflatma ve parçalama niyetinin bir yansıması olarak değerlendirilmeli. Büyükelçinin "Osmanlı modeli"ne atıfta bulunması ise, çok uluslu ve parçalı bir yapının yeniden canlandırılmasına yönelik bir iması olarak algılanmalı. Türkiye'nin hedefinin demokratik, laik ve kimsenin ötekileştirilmediği bir Cumhuriyet olduğu vurgulanırken, bu tür dış müdahaleler ve iç taleplerin, bu hedefi sabote etme potansiyeli taşıdığını düşünüyorum.

Bu tehdit, sadece bir büyükelçinin diplomatik dil sürçmesi........

© Habererk