menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ev sahibi Türkiye

20 0
27.04.2026

Türkiye’de sosyal konut meselesi son yirmi yılda dar gelirli kesimlerin barınma ihtiyacına cevap veren bir politika alanı olmaktan çıkarak ekonomik istikrarın, toplumsal denge arayışının ve kentsel güvenliğin kesişim noktasında yer alan stratejik bir başlığa dönüşmüş durumda.

Bu dönüşümün merkezinde ise Toplu Konut İdaresi Başkanlığı eliyle yürütülen geniş ölçekli konut üretim programları bulunuyor. 2003 yılından itibaren uygulamaya konulan politikalarla Türkiye genelinde 1 milyon 750 binden fazla sosyal konutun inşa edilmiş olması ve yaklaşık 7 milyon vatandaşın bu projeler aracılığıyla konut sahibi olması, devletin bu alandaki kapasitesini ve sürekliliğini gösteren en somut veriler arasında yer alıyor.

Bu ölçekte bir üretim, sosyal konutun sınırlı bir sosyal yardım enstrümanı değil geniş kitleleri doğrudan etkileyen bir refah politikası olduğunu ortaya koyuyor.

Bu çerçevenin en güncel ve en iddialı adımlarından biri, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen ve kamuoyunda “Yüzyılın Konut Projesi” olarak anılan 500 bin sosyal konut hedefidir. 81 ilin tamamını kapsayan bu girişim ölçeği itibarıyla Türkiye konut politikası tarihinde yeni bir eşik anlamına geliyor.

En az iki milyon vatandaşımızın daha modern, afetlere dirençli ve erişilebilir fiyatlı konutlara kavuşmasını hedefleyen bu proje konut üretimi ile birlikte konut piyasasının yeniden dengelenmesi açısından da kritik bir rol üstleniyor.

Projeye yapılan 8 milyon 840 bin başvuru ve bunların 5 milyon 242 bininin geçerli kabul edilmesi, Türkiye’de konuta erişim talebinin ne denli yüksek olduğunu ve bu tür kamusal müdahalelere duyulan ihtiyacın boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu talep baskısının en yoğun hissedildiği şehir ise hiç kuşkusuz İstanbul. Yaklaşık bir milyon 235 bin başvuruyla projenin en büyük talep havuzunu oluşturan İstanbul, konut meselesinin en karmaşık ve en acil görünümlerinden birine sahip.

Bu durum aslında anakent ekonomisinin dinamikleriyle doğrudan bağlantılı zira yüksek nüfus artışı, göç hareketleri, sınırlı arsa arzı ve spekülatif fiyat oluşumları, İstanbul’da konut piyasasını diğer şehirlerden farklı bir noktaya taşımaktadır.

Bu nedenle sosyal konut politikalarının İstanbul’da farklı parametrelerle uygulanması teknik bir tercihin ötesinde zorunlu bir uyarlama olarak değerlendirilmelidir.

Hane gelir sınırının daha yüksek belirlenmesi, uzun vadeli (240 ay) ödeme planları ve düşük peşinat oranları, bu kentsel gerçekliğe verilen doğrudan bir cevaptır. Aylık taksitlerin erişilebilir seviyelerde tutulması, dar gelirli kesimlerin finansman engelini aşmasını mümkün kılmayı hedeflerken,........

© Haber7