Büyük köylere dönüşen büyük şehirler kimin eseri?
Yaşadığı büyükşehrin giderek karmaşıklaşmasından, trafikten, hava kirliliğinden, su yoksunluğundan, pahalılaşmasından, altyapı eksikliklerinden, hayat konforunun azalmasından yakınmayan kimse yok gibi…
Büyükşehirlerin içine düştüğü bu fena vaziyeti en fazla dert edinmesi, çözümler üretmesi gerekenler işi depreme, nüfus artışına bağlayarak ve kendi öngörüsüzlüklerini, beceriksizliklerini, başarısızlarını, kaynak kullanımındaki savurganlıklarını, yersizliklerini hiç hesaba katmıyorlar…
İş yolsuzluk ve yozlaşma olunca da sütten çıkmış ak kaşık gibi inanılmaz pozlarla “halka hizmetten ve hizmetin engellenmesinden” bahsedebiliyorlar… Kamusal güç, imkan ve kaynakları kullanma yetkisine sahip kişilere “seçildiğiniz günden bu yana ne yaptınız?” sorusunu sormak ve bunun cevabını almak imkansız hale geldiği gibi, adlarının yolsuzlukla ve yozlaşma ile anılmasından ötürü de madalya isteyecek kadar işi büyüttüler…
Şehirleri yönetenleri yolsuzluk ve yozlaşma ile anıp tartışıyoruz ve ne yazık ki en basit düzeyde yapmaları gerekenleri dahi yapmayanlardan şehir hayatına dair beklentilerimizi sürekli düşürerek bir beklenti içine giriyoruz…
İletişim bilimci Marshall McLuhan “küresel köy” kavramını ortaya attığında modern iletişim teknolojilerinin insanlık tarihindeki en köklü mekânsal dönüşümlerden birini tarif ediyordu. Ona göre elektrik çağının iletişim araçları mesafeyi toplumsal bir kategori olmaktan çıkarıyordu. Coğrafya elbette ortadan kalkmıyordu ancak uzaklık deneyimlerin paylaşımı bakımından eski belirleyiciliğini kaybediyordu. Dünyanın bir ucunda yaşanan bir savaş, kriz, felaket ya da kutlama, neredeyse aynı anda gezegenin geri kalanının duygusal ve zihinsel evrenine dahil olabiliyordu. İnsanlık teknik anlamda birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştı.
McLuhan’ın kullandığı “köy” metaforundan farklı olarak burada anlatmak istediğimiz şey kentsel konforun sınırlı olduğu, hizmet standartlarının düşük kaldığı, bireysel alanın daraldığı, gündelik hayatın kişisel ilişkiler ağı tarafından belirlendiği bir hayat formudur... Köyde hayat daha basit görünse de, bu basitlik her zaman konfor anlamına gelmez. Suya, ulaşıma, sağlık hizmetine, altyapıya, kamusal imkanlara erişim şehirlerde olduğu kadar sistematik değildir. Yani kastettiğimiz köy, ölçeğin küçük olmasından ziyade hizmet kapasitesinin sınırlılığını ifade etmektedir.
Çünkü, fiziksel olarak devasa büyüklüklere ulaşan, milyonlarca insanı barındıran, ekonomik olarak ülkelerin omurgasını oluşturan metropoller, işleyiş........
