menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yokluğun özgürlüğünden varlığın kölesine

32 6
14.02.2026

Sanayi devrimi ve sonrasındaki teknolojik gelişmeler, insanlığı derinden etkiledi, adeta gözlerini kamaştırdı. Daha düne kadar insan, yalnızca kendisinin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için üretirken; sanayileşme, ardından gelen fabrikasyon ve otomasyon süreçleri üretimi artırdı ve insanların bu ürünlere erişimini kolaylaştırdı. Tabii bu durum refahı, zenginliği de beraberinde getirdi.

Bu gelişme, bireyin ihtiyaç duyduğu ürüne kolayca ulaşmasını sağlarken, üreticinin de kendini sürekli yenilemesini ve değişen taleplere ayak uydurmasını zorunlu kıldı. Hem üreticinin kendini yenileme çabası hem de tüketicinde uyandırılan beklentileri, bu çarkın durmaksızın dönmesini adeta kaçınılmaz hale getirdi. Ne var ki bu süreç, içme suyu bulamayıp ta deniz suyu içen ve susuzluğu sürekli artan bir insanı andırıyorandırıyor. Arz ve talep birbirini kovaladıkça, istekler ve ihtiyaçlar da durmaksızın çoğalıyor. İhtiyaçların sınırı yok, her biri giderildiğinde, onun yerini başka bir ihtiyaç alıyor. Bu da doğal olarak sürekli tüketimi besliyor ve büyütüyor.

İşte bu husus, 18. yüzyıl Fransız filozofu Denis Diderot’yu akla getirmektedir. Maddi sıkıntılar içerisinde olan filozofun durumunu öğrenen Rus İmparatoriçesi Katerina, zarif bir çözüm bulur: Diderot’nun kütüphanesini satın alır, sonra da ona geri hediye eder. Böylece hem maddi sorununu çözer hem de onurunu korur. Üstelik 25 yıllık maaşını da peşin öder. Diderot, eline geçen parayla uzun süredir almayı düşünüp de alamadığı sabahlığı satın alır. Keyifle giydiği bu sabahlıkla çalışma masasına oturan Diderot, bir süre sonra eski masasının yeni sabahlığına uymadığını düşünür. Eski masayı değiştirir; arkasından, yeni masaya uymadığı için halıyı, ardından diğer eşyaları derken, sonunda parası tükenir ve yeniden borçlanır. Uykudan uyanır........

© Haber7