menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Okulların sırtındaki yük: Eğitimde şiddet ve toplumsal sorumluluk

16 0
18.04.2026

İstanbul, Urfa ve Maraş'ta okullarda yaşanan şiddet ve cinayet olayları yüreklerimizi dağladı, ülkemizi derin bir hüzne boğdu. Dar-ı bekaya göçen evlatlarımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabr-ı cemil diliyorum.

Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması nedeniyle gençlerin büyük çoğunluğu eğitim sistemi içerisinde yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda yaklaşık 18 milyon öğrenci bulunmaktadır; bu rakam birçok ülkenin toplam nüfusundan fazladır. Bu kadar geniş bir kitlede sorunlu davranışların ortaya çıkması istatistiksel olarak kaçınılmaz olmakla birlikte, bu durum şiddet olaylarını meşrulaştırmaz; aksine önleyici tedbirlerin ve değer eğitiminin önemini artırır. Bireylere yönelik önleyici ve iyileştirici hizmetler sunulmazsa, sorunların daha da büyüyeceği ve yaygınlaşacağı açıktır. Tıpkı erken teşhis edilmeyen bir hastalığın vücuda yayılması gibi, rehabilite edilmeyen sorunlu davranışlar da toplumsal dokuya zarar verir ve yaygınlaşır.

Son yaşanan olayları bütüncül değerlendirmezsek, durumumuz âmâ kişinin fil tarif etmesine benzeyeceği de açıktır. Eğitim sistemi, okula yüklenen anlam, öğretmenlerden beklenenler, ailenin değişen yapısı, toplumsal değerlerdeki dönüşüm, medyanın etkisi... Bunların hepsi birbirine bağlı ve birbirini etkileyen unsurlardır. Soruna sadece bir pencereden bakmak, gerçeği görmemizi engelleyecektir. Bu yazımızda okuldan beklenenler üzerinde duracağız.

Aile yapıları hızla değişmektedir. Modern aile yapısında ebeveynler çalışma hayatına hapsolurken, çocuklar başıboş büyümekte ya da sosyal medyanın dijital bataklığında boğulmaktadır. Çocukları ve gençleri çepeçevre kuşatan müzikler, diziler, sosyal medya içerikleri sürekli şiddet, cinsellik ve madde kullanımını özendirmektedir. Bunlardan etkilenmemek ergenlik çağındaki gençler için ne kadar mümkündür acaba?

Aileler okuldan çok şey beklemektedir. Kimi aile için okul bir “tımarhane” dir; yaramazlık yapan çocuğun uslanacağı, enerjisinin törpüleneceği bir disiplin alanı. Kimi için bir “şifahanedir”; evde sarılamayan yaraların sarılacağı, eksik bırakılan sevginin tamamlanacağı bir merhem. Kimi için “rehabilitasyon merkezidir”; davranış sorunlarının düzeltileceği bir atölye. Kimi içinse denetim merkezidir; çocuğun gün boyu göz önünde olsun, sokaktan uzak dursun diye başvurulan güvenli bir bekleme salonu.

Bu beklentilerin her biri, okulun sırtına yüklenen görünmez bir çuval gibidir. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz: Okul gerçekten bütün bu işlevleri yerine getirebilecek bir kurum mudur?

Günümüzde okulun temel işlevi eğitim değil, ağırlıklı olarak öğretimdir. Bilgi kazandırmak, düşünme becerilerini geliştirmek, toplumsal yaşamın kurallarını öğretmektir. Elbette öğretmenler çocukların duygusal ve sosyal gelişiminde önemli bir rol oynar. Fakat bir çocuğun travmalarını iyileştirmek, aile içi eksiklikleri telafi etmek günümüzde okulun asli görevi değildir. Öğretmenden hem akademisyen, hem psikolog, hem sosyal hizmet uzmanı, hem de ebeveyn olmasını beklemek gerçekçi değildir. Bu beklenti, öğretmeni de çocuğu da başarısızlık duygusuna mahkûm eder.

Okullarda yaşanan şiddet olaylarını yalnızca bireysel öfke sorunları olarak görmek, gerçeği görmezden gelmektir. Bir okulun, bir sınıfın içinde şiddetin bu noktaya varabilmesi; uzun süredir biriken sosyal, psikolojik ve yapısal problemlerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Bir başka okulda patlayan silah sesleri, aslında toplumun ruhunda patlayan bir boşluğun yankısıdır. Artık sadece okullarda değil, sokağın her köşesinde bir “nefret ve güç merakı” hüküm sürüyor. Sadece çocuklar değil;........

© Haber7