Eğitim Üzerine Düşünceler II. Eğitimde öncelik insanın varoluş meselesi
Bir önceki yazımızda dünyada ve ülkemizde yaşanılan sorunlardan bahsetmiş; eğitim sistemimizin kendi kültürel kodlara dayanmadığı, eğitimin önceliğinin insan olmadığı üzerinde durmuştuk.
"Önce insan" ifadesi günümüzde sıkça tekrarlanan ancak içeriği giderek boşaltılan bir slogana dönüşmüş olduğunun farkındayım. Oysa bu sözün arka planında çok daha derin gerçekler yatmaktadır: İnsanın sorumluluklarını bilmesi, insan onuruna duyulan saygı, bireyin temel ihtiyaçlarının karşılanması, haklarının korunması ve toplumsal adaletin tesis edilmesi… Tüm bunlar, "önce insan" demenin yalnızca bir niyet beyanı değil, ciddi bir sorumluluk kabulü olduğunu ortaya koymaktadır.
Sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmak, kısaca erdemli ve iyi bir insan yetiştirmek, zora ve çileye talip olmaktır. Maddenin, makinenin, teknolojinin, hazzın ve faydanın (menfaatin) insanı nefessiz bırakarak boğduğu bir dönemde, herkesin bunun peşinden koşuşturduğu bir yarışa itiraz ederek bu koşunun yanlışlığını söylemenin ne denli zor olduğunu ve kabul edilebilirliğinin sorgulanacağını biliyorum. Akıntıya karşı kürek çekmek gibi bir şey bu… Ama şair N. Fazıl Kısakürek’in gönlümüzden kopan fırtınaları dile getirdiği gibi:
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum…
Bugün toplumda güven kalmamış, sevgi yerini nefretle doldurmuş, hile dürüstlükten daha değerli görülür olmuş, herkes birbirine rakip hâle........
