menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel ufuk ve zihnî çürüme arasında

25 0
09.09.2026

Benim bu köşede yazdıklarımı okuyanlar şöyle düşünebilir:

Dünyanın onca gürültülü işleri arasında bu adam da tutup her yazısında, ‘kör atın kösteğine dolanmış gibi’ aynı şeyleri yazıp duruyor.

Ama bir derdim/izin olduğunun bilinmesine isteriz.

Bizim gündemimiz, dünyanın onca gürültülü işleri arasında harcanmasın diyedir bu ısrarımız. Elbette ‘dünyadan bize ne!’ diyemeyiz ancak günün sonunda mızrağın ucunun bize döndüğü, bazen bizi dürttüğü hatta belli zaman aralıklarında kalbimize saplandığını neredeyse yarım asırdır tecrübe etmekteyiz.

İnat ve ısrarla yazmaya, söylemeye, kayda almaya devam edeceğiz; etmeliyiz.

Bu hem ahlakî bir sorumluluk, hem bir yurttaşlık ödevi, hem de meslekî bir fikr-î takip melekesidir…

Dünyanın ekseni kayıyor; bu doğrudan hareketle devam edelim:

Haritalar, ittifaklar ve güvenlik mimarileri yeniden biçimleniyor. Karadeniz’den Kafkaslar’a, Orta Doğu’dan Doğu Akdeniz’e kadar ateş çemberiyle çevrili bu coğrafyada Türkiye, sadece olayları takip eden bir seyirci konumundan çıkmıştır, çok şükür. Oyun kuran, masayı belirleyen, arabuluculuk ve barış diplomasisiyle bölgesel kardeşlik mutabakatlarına öncülük eden küresel bir aktör –her ne kadar görülmek istenmese de- hüviyetini kazanmıştır.

Bugün Tel Aviv’den Washington’a kadar uluslararası güvenlik merkezleri, Türkiye’nin yerli ve millî savunma sanayiinde yakaladığı sıçramayı, Çelik Kubbe gibi hava savunma doktrinlerini, İHA/SİHA’lardan millî muharip uçağa uzanan stratejik bağımsızlığını dikkatle, daha doğrusu açık bir tedirginlikle takip ediyor. Bölgesel krizlerde kapısı çalınan, barış için sözü dinlenen, askerî ve teknolojik caydırıcılığıyla dengeleri sarsan bir Türkiye gerçeği var karşımızda…

Peki, sınırların ötesinde bu devasa sıçrama yaşanırken, başımızı içeriye çevirdiğimizde ne görüyoruz?

İşte düğümlendiğimiz nokta bu…

Çünkü içeride gündem hiç değişmiyor…

Ne yazık ki enerjisini kendi içine tüketen, vizyonsuzluğa mahkûm edilmiş, çürümüş ve sığ bir siyasî –zaman zaman sosyolojik- bataklık…

Türkiye’nin ulaştığı bu küresel sıkleti kavramaktan fersah fersah uzak olan cepheler, yıllardır aynı ezberlerin, aynı kifayetsiz yaklaşımların ve kısır polemiklerin gölgesinde debelenip duruyor. En acısı da milletin refahı ve şehirlerin imarı için tahsis edilen kamu kaynaklarının, belediyeler üzerinden kurulan rant şebekelerine, yolsuzluk iddialarına ve........

© Haber7