Vatanın Bağrında
Bekir Hoca ile bir yandan çaylarımızı içiyor, öte yandan küçük limandaki balıkçıların sakin bekleyişini izliyoruz.
Balık sezonunun açılmasına on günden az bir zaman kaldı. Ağların tamiri bitmiş, muntazam yığınlar halinde teknelerin hizasında duruyorlar. Tekneler, aylar süren dinlenmeden adeta sıkılmış gibiler.
Beyaz şapkalı bir adam, iki tekne arasında oturmuş oltasını limanın kapalı sularına atıyor. Körfezi boydan boya kaplayan akşam güneşi oltanın ucundaki metal ağırlıkta parlayıp kayboluyor.
Hoca, balıkçıların ağları, kutuları, sandıkları ve palamarları ile sessiz sakin bekleyişine “heyecandan bütün evi buraya taşımışlar” diye takılıyor.
Sonra bana dönüp “ne var memleket gündeminde?” diye soruyor.
“İki konu var hocam” diye yanıtlıyorum, “Biri İmamoğlu davası. Ekrem İmamoğlu mahkemede müştekiler ile yüzleşiyor. Diğeri İsrail - Türkiye gerilimi…”
Hoca, İmamoğlu davası ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Başından beri böyle idi. Belli ki günlük ve basit bir mevzu olarak görüyor.
Ancak Türkiye - İsrail konusunda fikirlerimi dinliyor. Mekke Anlaşması konusunda “İki yıldır söylediklerim neredeyse tamamen doğru çıktı” diyorum, hiç uzatmadan “buna gerçekten memnun oldum, tebrik........
