Kutlu Doğum ve Erdoğan’ın Haliç Konuşması
2026 yılının Mevlid-i Nebi Haftasını 24 Ağustos Pazartesini Salı gününe bağlayan akşamı idrak ettik.
Bu yıl da İslam Dünyasında Efendimize (sav) olan sevgi, saygı, bağlılık
ve muhabbetimiz, çağları aşan bir anlayışla yad edildi.
Bir hafta süren etkinliklerde Başkan Recep Tayyip Erdoğan da 28 Ağustos Cuma akşamı İstanbul Haliç Kongre Merkezi’inde bir konuşma yaptı.
Bu konuşma; konuşmadan ziyade anlam ve etki bakımından adeta bir “Manifesto” özellikleri taşıyordu.
Ben, İletişim Başkanımız Burhanettin Duran Beyin yerinde olsam, bu konuşmanın tamamını tarihi bir “Manifesto” olarak çerçeveletirim.
Çok önemli gördüğüm bu konuşmanın bir bölümünü, ayrıca özellikle Akif Ağabeyinin şiirindeki bazı yazım hatalarını düzelterek bugünkü köşemize alıyorum.
Önce sizlere Efendimizin (sav) bebekliği ile ilgili bir metin sunacağım.
Bu metni, 1960’lı yıllarda basılmış olan
‘Hz. Peygambere Şiirler Antolojisi’ kitabından aldım.
Metni, Necip Fazıl Kısakürek çevirmiş.
Peygamber Efendimizin sütannesi Halime Hatun O’nun bebekliğini anlatıyor.
ZEVCİM BENİ ALDI ÂMİNE HATUNUN EVİNE GÖTÜRDÜ
İşte Halime annemizin dilinden Efendimizin (sav) Bebekliği:
“Zevcim beni aldı ve Âmine Hatun’un evine götürdü.
Âmine Hatun beni güler yüzle karşıladı ve çocuğun odasına götürdü.
Çocuk, altında yeşil ipekten bir şilte, beyaz yünden bir sargıya sarılmış, arka üstü mışıl mışıl uyumakta... Her nefes alışında, etrafa bir benzerini hayal etmek mümkün olmayan nefîs kokular yayılıyordu.
O kadar güzel, o kadar sevimliydi ki, uyandırmaya kıyamadım.
Elimi göğsüne değdirerek, okşamak istedim.
Gülümseyerek gözlerini açtı.
Duyduğum câzibe hissinden sanki büyülenmiştim.
İrâdesizce çocuğu kucağıma aldım.
Gözlerinden öyle bir nur fışkırıyordu ki, gökleri deliyordu.
Yavruyu iki gözünün arasından öptüm.
Hemen aldı ve dilediği kadar emdi.
Sonra sol mememi verdim.
Ondan sonra da hep böyle oldu.
Hiç bir zaman sol mememden süt almadı. Oymağımızın olduğu yere geldik.
Çocuğu, en titiz itinâ ile yeni evindeki yeni köşeye bıraktım.
Kocam sevinçler içinde, manzaraya baktı.
Sonra devemizi sağmaya gitti.
Devemiz de kısır ve kuru bir şeydi.
Oğlum Abdullah’a bile yetmiyordu.
Biraz sonra yanımıza gelen kocam bana seslendi:
‘Yâ Halime! Aldığın öksüzün ayağı çok uğurlu... kısır devenin memelerini dopdolu buldum.
Bak, şu bakracın içindeki süte!.. îşte şimdi sağdım bunu!..
Kısır devenin, belki günlerce üst üste eklense bu kadar tutmayacak olan sütünü içtik.
Çocuk evimize gelir gelmez, sanki bereket yağmuru altında kaldık.
Bütün sıkıntılarımız uçup gitti, gecelerimiz sabah ışığıyla doldu”.
BU AYDINLANMA EVRENSEL BİR IŞIK PATLAMASI GİBİDİR
Yaratılmışların sebebi olan, iki cihana Efendi olan, vefatının üzerinden bunca asır geçmesine rağmen bugün hala yeryüzünde en çok sevilen ve giderek daha çok sevilecek olan, bütün insanlığın ufku Bir Şahsın bebekliğinin de böylesine bereketli ve uğurlu olması kadar normal ne olabilir ki?
Benim özel dünyamda da, Kutlu Doğum adını duyar duymaz, bir aydınlanma, daha doğrusu, zifiri karanlığın ortasında bir ışık patlaması, gelir aklıma.
Kısmî bir karanlığın ışığa dönüşmesi değildir bu patlama.
Bu aydınlanma evrensel bir aydınlanmadır, evrensel bir ışık patlaması; mesela, ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ahlakta, bilgide… bir değişim ve dönüşüm değildir sadece.
Bu aydınlanma insanı, insan dışındaki tüm canlıları ve hatta eşyayı da içine alan her “şeyde”, her “halde” ve her “zamanda” büyük bir başkalaşım, değişim ve dönüşümdür.
Şöyle de diyebiliriz; insanı muhatap alan ve insanın muhatap olduğu bozulmuş ve kirletilmiş olan her şeyin kaynağına, Yaratıcı iradenin istediği “aslına” dönüştürülmesinin “nasılını” tarif edecek ve hatta bizzat yaşayarak gösterecek bir doğumdur Peygamberimizin doğumu.
İnsanı aslına döndürme, eşyayı kendi hüviyetine kavuşturma, zamanı anlamlandırma ve adeta tüm kâinatı sünnetullah çerçevesinde yeniden bir Elçi eliyle onarmanın adıdır Kutlu Doğum.
Gönüllerimizi aydınlatan,
İnsanı cahiliye karanlığından kurtaran,
Kainatı bir kutlu aydınlık ile kuşatan,
Hiç görmedikleri halde milyarlarca insanın asırlardır eşinden, dostundan, çocuklarından, ana ve babasından daha fazla sevdiği yüce gönüllü önderimiz safalar getirdin, hoş geldin.
O’NUN YARATILMASI KÂİNATIN VARLIĞINA SEBEPTİR
Hakkında nice Na’tlar, şiirler, mevlitler, mersiyeler, gazeller yazılmıştır.
Mesela Fuzuli bir gazelinde:
“Gül-i ruhsâruna karşu gözümden kanlu akar su,
Habîbüm fasl-ı güldür bu; akarsular bulanmaz mı?
“… Allah'ın hediyesi olan ruhlar, Peygamberler Şahının yolunda topraktır.
O Şah'ın tahtının mekânı yoktur, melekler O'nun süpürgecisidir.
Ay, O Şah'ın ayağını öpmek için parça parça oldu.
Cebrail O'na verilen ihsanın habercisi, Mikail O'nun kâhyasıdır.
O'nun temiz varlığı “Levlak” ile tavsif edilmiştir.
Kur'an'a göre vasfı ise zarfla mazruftur.
O'nun tâkının kapısı Kâbe Kavseyn’dir ;
ayağının bastığı yer iki âlemin ilmidir.
Payesi, gökler ülkesinin........
