Cemil Meriçle yapılan Son Röportaj
“Türk solu kendi insanını tanımayan, kendi tarihinden utanan bir yabancılaşma trajedisidir.
Bu ülkenin aydını, batının refahını ve kavramlarını kopyalarken kendi insanının kalbini ve kültürel kodlarını ıskalamıştır..”
Düşünce dünyamızın kutup yıldızlarından Cemil Meriç 39 yıl önce, 13 haziranda bir Cumartesi günü, bu fani alemden, ebedi yurduna hicret etti.
Kendisiyle, vefatından iki ay önce konuşmuştuk ve uzun zaman o kaseti çözmeye çalışmıştım.
O zamanlar konuşmalar kasetlere kaydediliyordu.
Bugün hala güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen o röportajı yayımlıyorum.
Bu konuşmayı yaparken rahmetli Akif Emre de vardı.
Londra’dan yeni gelmişti ve fotoğrafları o çekmişti.
Fakat çekilen fotoğraflarda rahatsızlığından dolayı Cemil Bey pek uygun görülmüyordu, yayımlamadım.
Her ikisinin de mekanları cennet, makamları âli olsun.
Bu konuşmanın yapılmasını önemseyen ve öneren Yusuf Yazar ağabeyimi ve Ümit Meriç hanımefendiyi saygıyla anıyorum.
Konuşma Hakkında Birkaç Söz
Bu konuşma Cemil Meriç’in ölümünden birkaç ay evvel, yani Nisan ayında yapıldı.
Rahatsızlığı ilerlemişti, aslında bu konuşmayı kabul etmesi mümkün görünmüyordu ilk başta. Fakat kızı ve ünlü sosyolog Ümit Meriç hanımefendi olağanüstü bir nezaket göstererek bizi kabul etmişti. Konuşmanın yapıldığı iki-üç saat içinde Ümit Hanım babasını sık sık arabasına, tekrar arabasından koltuğuna taşıdı, büyük zahmetler çekti. Ayrıca bir ara Cemil Meriç “aydın” üzerine soru sorduğumda bu konuda kitap yazdığını ve ondan sonra bir şey değişmediğini, fakat kitaplarının okunmadığını söyleyerek cevaplamada bir isteksizlik gösterir gibi oldu. Bu sırada Ümit Hanım araya girerek “babacığım, konuşmalar kitapların gündeme gelmesini sağlıyor, onlara aktüel bir boyut kazandırıyor “ diyerek bu konuşmanın yapılmasına önemli bir destek daha verdi.
Cemil Meriç konuşma güçlüğü çekiyordu, birçok kelime anlaşılamıyordu, bazı harfleri çıkarmada zorlanıyordu.
Konuşmaya Akif Emre ile birlikte gitmiştik. Akif Emre İngiltere’den dönmüş, İlim ve Sanat Dergisinde çalışmaya yeni başlamıştı.
Cemil Meriç’le konuşmadan vazgeçme konusunu Akif’le aramızda görüştük, fakat onunla bu günden sonra konuşmanın daha da güçleşebileceğini düşünerek bu görüşümüzü değiştirdik ve olabildiğince olsun dedik.
Tahmin edilebileceği gibi bu konuşmayı kasetten çözmek büyük bir mesele oldu ve yayımlamakta mümkün olmadı.
Ancak bu kaseti yıllarca titizlikle sakladım, vakit buldukça, kelime kelime çözmeye ve anlamlandırmaya çalıştım.
Nihayet Allah nasip etti ve hamdolsun konuşmayı çözdüm.
Bu vesile ile izninizle Cemil Meriç’le ilgili bir iki söz de söylemek istiyorum. İslam Coğrafyası son yüzyıllarda Cemil Meriç büyüklüğünde yok denecek kadar az insana tanık oldu.
Belki de bu insanların hepsini toplasanız sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Koskoca coğrafya için bu, çok önemli bir eksikliktir.
Oysa İslam’ın muazzam bir birikimi, tecrübesi, geleneği, tarihi var elimizde.
Bu birikimi sanata, düşünceye, edebiyata, bilime, siyasete, ekonomiye… dönüştürecek ve insanlığa bir kurtuluş reçetesi sunacak, soylu medeniyete yaraşır münevverlere ihtiyaç var.
Bunu biz yapabiliriz.
Cemil Meriç sözünü ettiğimiz bu münevver isimlere iyi bir örnektir. Pekala, Türkiye Müslümanıyla, sosyalistiyle tüm akım, grup ve görüş sahipleriyle bu “örnekten” yeteri kadar yaralanabildi mi, emin değilim.
Batı özellikle XVIII. Yüzyıldan itibaren bizim aydınımızın ulaşılamaz hayali olmuştur. Her konuda Batı’dan yoğun bir tercüme bombardımanına tutulduk iki yüzyıl boyunca.
İşin garibi hiçbir mantıklı ayırım, seçki veya süzgeç kullanılmadan yapıldı bu tercüme bombardımanı.
İşte bu sırada Batıyı gerçek yüzüyle Türkiye’ye tanıtan çok önemli bir isimdir Cemil Meriç.
Birkaç saat süren bu konuşmayı belki de çok kısa bir sürede tamamlayamadan kesmek gerekiyordu. Fakat Ümit Hanım’ın da dediği gibi Cemil Meriç’in düşüncelerini, kitaplarını gündeme getirmek ve yayımlamak istedik. O zamanlar bu konuşmayı çözmek ve yayımlamak mümkün olmamıştı. Konuşma eğer yanlış izlemedimse Cemil Meriç’le yapılan son konuşmadır. Zaten yaklaşık iki ay sonra vefat etti.
Konuşma, kavramlar üzerine oldukça detaylı bir konuşma şeklinde amaçlanmıştı. Bunun gerçekleştiğini söylemek kolay değil.
Yine de yargıyı okuyucuya bırakıp ünlü düşünürümüz Cemil Meriç’e rahmet dileyelim.
Karaçam: Efendim, çok yaygın söyleyişi ile ifade etmek istersek “Kavram kargaşası” biz de alabildiğine hüküm sürmektedir. Kavramlardaki ilk çarpıtılmalar, anlam kaymaları hangi dönemde ve hangi şartlarda ortaya çıkmıştır? Batıdan ilk kavram devşirmeye başladığımızda aydınımızın yapısı nasıldı, nasıl bir düşünce ve edebiyat ortamı vardı?
Meriç: Hiçbir bakımdan size benzemeyen bir sosyo-politik toplumdan onlara ait kavramları alır, kendi toplumunuzda uygularsanız bütün kavramlar ters yüz olur ve olmuştur. Bu ilk ters yüz edilen kavram sağ-sol kavramıdır. Sağ-sol diye bir şey yoktur bizde, olamazda. Çünkü bizde içtimaı sınıflar yok. İçtimaı sınıflar olmayınca o kavram da bir şey ifade etmez. Biz başka toplumuz, Batı başka toplum. Yani Batı’daki gelişme ile bizdeki gelişmeyi birbirine benzetmek hatadır ve ona bakarak hükümler çıkarmak daha büyük hatadır. Kimsenin hatası değildir, doğrudan doğruya tarihimizin hatasıdır. Aslında ben en başta şunu söylemek isterim, mesele şu yani fikir hürriyetinin mevcut olmadığı bir memlekette bu meseleleri tartışmak bile kabil ve caiz değildir. Memleketimizde fikir özgürlüğü yoktur. Fikir özgürlüğü olmayan bir memlekette yazmanın ne faydası var, ben otuz yıldır yazıyorum da ne oldu.
Karaçam: Daha ne olsun, sizin düşüncelerinin benimseyenler bile kendilerine Batı’yı gerçek yüzüyle tanıttığınızı itiraf ediyorlar.
Meriç: Evet haklısınız.
Karaçam: Gerici kime diyorlar Türkiye’de ve bununla neyi amaçlıyorlar?
Meriç: Resmi ideolojiden olmayan, kendilerinden olmayanlara gerici diyorlar, iktidardakiler diyorlar.
Karaçam: Peki, ne........
