Dünya Kupası ve Öteki Futbol
Milli takımımız talihsiz bir şekilde elense de Dünya Kupası tüm hızıyla sürüyor.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenlediği dünyanın en büyük spor organizasyonu, sahadaki rekabetten çok dışarıdaki engellerle gündemde.
Milyarlarca insanı bir araya getirmesi gereken Dünya Kupası, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin sert göç politikaları, seyahat yasakları ve tartışmalı sınır uygulamalarının gölgesinde devam ediyor.
Amerika’nın ayrımcı ağlarına takılan bazı takımlar, rakip savunmalardan önce vize duvarlarını, sorgu odalarını ve pasaportlarına göre değişen muameleleri aşmak zorunda kalıyor.
Dünya Kupası’na katılan 48 ülkenin dörtte birinden fazlasının taraftarları ya seyahat yasaklarıyla ya da ciddi vize engelleriyle karşı karşıya.
Futbolun birleştirmesi gereken insanlar, dünyanın en büyük kupasında sınırların ve ayrımcı politikaların ayırdığı kalabalıklara dönüşüyor.
Senegalli oyunculara daha apronda başlayan kontrollerden Özbekistan kafilesine köpekli aramaya ve Irak Milli Takımı’nın yıldız golcüsü Aymen Hussein’in saatler süren sorgusuna kadar birçok çirkin uygulama Amerika’da yaşanıyor.
Ama en utanç verici olay ise FIFA tarafından Dünya Kupası için seçilen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın yaşadıkları oldu.
Afrika’nın en başarılı hakemlerinden Artan, geçerli ABD vizesi ve diplomatik pasaportu olmasına rağmen Miami Havalimanı’nda 11 saat sorgulanarak ülkesine geri gönderildi.
İran Milli Takımı ise Amerika’yla kirli savaşı sona erdiren barış görüşmelerine rağmen en ağır muamelelere maruz bırakılarak önce sınır kapılarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.
Vize engelleri nedeniyle kampını ABD yerine Meksika’da kuran İran kafilesi, maç günlerinde ABD’ye girip çıkacağı insanlık dışı bir düzene mahkûm edildi.
GÖÇMEN AVI VE STADYUMLARA DÜŞEN ICE GÖLGESİ
İnsan hakları örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanları turnuvanın düzenlendiği stadyumların çevrelerinde konuşlandırılıyor.
Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan şehirlerde turnuva öncesi yüz binden fazla insanın gözaltına alınması, futbolun birleştirici ruhuna vurulan en büyük darbe. Amerika’da stadyumlar adeta birer spor alanından ziyade göçmen av merkezlerine dönüşmüş durumda.
Futbolculardan hakem ve taraftara kadar Dünya Kupası heyecanı yaşayan binlerce insan, potansiyel tehdit muamelesi görerek ötekileştiriliyor.
Hafızalara kazınan bu utanç tablolarına rağmen futbolun evrensel diliyle övünen FIFA Başkanı Gianni Infantino, Trump için övgüler düzerken bu ayrımcı uygulamalara karşı tepkisiz.
Oysa çeşitliliği artırmak adına Dünya Kupası’na katılan ülke sayısını 32’den 48’e, maç sayısını 64’ten 104’e çıkaran FIFA, turnuvadan rekor seviyede gelir hedefliyor.
Katar’da düzenlenen önceki kupadan 7,57 milyar dolar elde eden FIFA, bu turnuvadan 13 milyar doların üzerinde gelir bekliyor.
Dünya Kupası’nın geliri tarihi seviyelere çıkarken insani düzeyi, Trump’ın ayrımcı uygulamaları nedeniyle en alçak düzeylere inmiş durumda.
Son Dünya Kupası’nda tüm çirkinliğiyle ortaya çıkan bu insani çifte standart aslında yeni değil.
Amerika ve Batı dünyası sınırlarına dayanan göçmenlere karşı duvarlarını sürekli yükselterek aşırı sağ söylemlerle yabancı düşmanlığını körüklerken sıra futbola ve kazanılacak kupalara geldiğinde bambaşka bir maske takıyor.
Afrikalı ya da eski sömürge kökenli futbolcular; kazandıklarında "Avrupalı", kaybettiklerinde ise anında "Öteki" ilan ediliyor.
Bu ikiyüzlü tutum geçmişten beri yeşil sahalarda devam ediyor. Yıllarca Almanya’da başarılı bir şekilde futbol oynayan Mesut Özil’e gösterilen ayrımcılık, Batı dünyasının kirli yüzünün en çarpıcı örnekleri arasında.
2014 yılında Almanya ile........
