menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Meis'te Kararlılık: Türkiye Neden Geri Adım Atmamalı

16 0
28.09.2026

Eylül ayının ilk haftasında Doğu Akdeniz'de yaşananlar, aslında on yıllardır süregelen bir meselenin sahadaki en somut yansımalarından biriydi. TÜBİTAK MARMARA araştırma gemisinin Meis Adası açıklarında bilimsel çalışma yapacağını duyuran NAVTEX'e Atina'nın karşı NAVTEX ile yanıt vermesi, ardından geminin rotasını değiştirmeden çalışmalarına devam etmesi, denizaltı ve İHA'ların bölgede karşılıklı konuşlanması — bütün bunlar tek bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: On kilometrekarelik bir kayalık parçası, kıyısından 580 kilometre uzaktaki bir ana karaya, Türkiye'nin burnunun dibinde 40 bin kilometrekareye varan bir deniz yetki alanı üretebilir mi? Bu sorunun cevabı hayır ise, Türkiye'nin son hamlesi sadece meşru değil, aynı zamanda gerekliydi.

Coğrafyanın Mantığına Karşı Hukukun Suistimali

Uluslararası deniz hukukunun temel ilkelerinden biri, "kara hakimdir deniz üzerinde" prensibidir. Bu ilke, bir devletin deniz yetki alanlarının, o devletin kara ülkesinin coğrafi büyüklüğü ve konumuyla orantılı olması gerektiğini söyler. Meis örneğinde bu orantı tamamen tersine dönmüştür: Anadolu'nun güney kıyısına sadece birkaç kilometre mesafedeki minik bir ada, binlerce kilometrekarelik Türk kıta sahanlığını ve münhasır ekonomik bölgesini gasp edecek şekilde yorumlanmaya çalışılmaktadır. Bu, hukukun lafzına değil, ruhuna aykırıdır.

Yunanistan'ın dayanak olarak öne sürdüğü sözde "Sevilla Haritası" ise zaten bağlayıcı bir hukuki belge değildir. 2000'li yılların başında Avrupa Parlamentosu'na sunulmak üzere hazırlanmış bir taslak niteliğindeki bu harita, ne bir uluslararası antlaşmanın parçasıdır ne de bir mahkeme kararının sonucudur. Nitekim geçmişte ABD ve AB yetkilileri tarafından da bu haritanın bağlayıcılığı defalarca reddedilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı'nın Libya-Malta........

© Haber7