Kolaylıkların Gölgesinde Büyüyen Yorgunluk
Teknoloji artık hayatımızın kenarında duran bir araç olmaktan çıktı, gündelik düzenimizin içine yerleşti. Haber alırken, öğrenirken, çalışırken, dinlenirken, alışveriş yaparken, çocuklarımız ve sevdiklerimizle iletişim kurarken dijital araçlardan faydalanıyoruz. Her gün ve her yerde, çoğu zaman farkına varmadan.
Yalnız araçlar çoğalmadı, hayatın ritmi de değişti. Dikkat biçimimiz, konuşma tarzımız, aile içi yakınlığımız, mahremiyet anlayışımız ve zamanla kurduğumuz ilişki başka bir hâl aldı.
Bugün, kendimizi aynı anda hem bağlı hem yorgun, hem haberdar hem dağınık, hem görünür hem yalnız hissediyoruz. Bilgi çoğaldı, hikmet aynı hızla büyümedi. İletişim kolaylaştı, sahici yakınlık her zaman güçlenmedi.
Yeni cihazlarla karşı karşıya olmanın ötesindeyiz artık. Yeni bir hayat ritmiyle, yeni bir dikkat düzeniyle ve yeni bir aile içi mesafeyle yüz yüzeyiz.
Gündelik hayatın kuşatılması, vakit kaybının çok ötesinde bir meseledir; alışkanlıklar sessizce değişir, insan farkına varmadan başka bir ritme alışır.
Eskiden beklemek, yüz yüze temas etmek ve kendi kendine oyalanabilmek gündelik hayatın tabii parçalarıydı. Boş vakit hemen doldurulması gereken bir eksiklik gibi görülmez; sessizlik, bekleyiş ve hayal kurmak hayatın doğal akışı içinde yer alırdı. Bu boşluklar insanı hayale, çevresine ve iç dünyasına çağırırdı. Bugün ise can sıkıntısı daha başlamadan ekran devreye girebiliyor. Bekleme anı, yolculuk, sofra sonrası yahut kısa bir sessizlik, çoğu zaman cihaza uzanan bir refleksle doluyor. Ekran hayatın tamamını işgal etmese bile gündelik hayatın tonunu değiştirebiliyor. Dikkatin nasıl bölüneceğini, boşlukların nasıl doldurulacağını, neyin acil görüneceğini ve neyin erteleneceğini sessizce belirlemeye başlıyor. Bu değişim, alışkanlıklarımızla birlikte iç dünyamızla kurduğumuz ilişkinin de farklılaştığını gösteriyor.
Temerküz yazısında merkezini kaybeden insandan söz etmiştik. Burada o kaybın gündelik hayatta nasıl ilerlediğini görmeye çalışacağız: sabah uyanışında, gün içindeki bölünmelerde, akşamın yorgunluğunda ve aile içindeki sessiz mesafede.
DEĞİŞEN RİTİM, DAĞILAN DİKKAT
Bu çağda değişen yalnız araçlar olmadı, hayatın akışı da değişti. Sabah başka uyanıyoruz, gün içinde başka bölünüyoruz, akşam başka yoruluyoruz.
Dijital çağın ilk müdahalesi çoğu zaman güne nasıl başladığımızda görünür. Sabahın ilk bakışı ekrana döndüğünde günün iç ritmi daha baştan dış akışa teslim edilmiş demektir. Bir günün nasıl açıldığı, çoğu zaman o günün nasıl devam edeceğine de işaret eder.
Bir sabah vaktini düşünelim.
Oda loş. Perdelerin arasından sızan ilk ışık henüz yere tam düşmemiş. Hava durgun, ses yok. Beden uyku ile uyanıklık arasında, tatlı bir ağırlıkla yatakta. Gözler kapalı; fakat el, düşünmeden hareket ediyor. Yastığın yanındaki küçük parlak dikdörtgene uzanıyor.
Ekran aydınlanıyor. Soğuk, mavi-beyaz bir ışık. Yüzü aydınlatıyor; fakat içi aydınlatmıyor. Bildirimler birikmiş: bir mesaj, üç haber, bir yorum, beş beğeni. Gün daha başlamadan dikkat dağılmış oluyor. Zihin, ilk nefesle birlikte koşmaya başlıyor. Daha yataktan kalkmadan gündemin, yorumların, haberlerin ve başkalarının hayatlarının içine giriliyor.
Oysa o sabah başka türlü başlayabilirdi. Biraz sessizlikle, biraz toparlanmayla, günü hayırla geçirmeye niyet etmekle, namazla, duayla, kalbi yoklamakla, içerden uyanmakla… Bütün bunlar o ilk........
