menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hac Mekke’den Dönünce Başlar (2) Merkezden Hürmete, Gayretten Rahmete

12 0
29.05.2026

İhramla sadeleşen, telbiye ile çağrıya cevap veren ve Kâbe huzurunda kalbin merkezini yeniden bulan hacı için yolculuk şimdi başka bir aşamaya geçer. Tavaf, hayatın merkezini; Hacerülesved, ahdin başlangıcını; sa’y ise gayretin ve tevekkülün kulluk içindeki yerini öğretir. Hac, burada kulun yönünü, sözünü ve yürüyüşünü yeniden tanzim eder.

TAVAF: KALBİN TEVHİD MERKEZLİ YÜRÜYÜŞÜ

Sözlükte “bir şeyin çevresinde dönmek” anlamına gelen tavaf, fıkıh terimi olarak Kâbe’nin etrafında usulüne uygun şekilde dönmeyi ifade eder; fakat burada yürüyüş sıradan bir yürüyüş olmaktan çıkar. Adım ibadete, dönüş zikre, hareket kulluğa dönüşür. Hacı Kâbe’nin etrafında dönerken bedeniyle yürür, kalbiyle yönelir, ruhuyla teslim olur. Her adımda bir dua, her dönüşte bir arınma, her şavtta bir yakınlık. Hayatının merkezini yeniden tayin eder orada.

Beytullah’ın çevresinde ağır ağır akan kalabalık, görünürde insan selidir; hakikatte ise aynı merkeze yönelmiş kalplerin sessiz nehri. Omuz omuza yürüyen bedenler, ayrı dillerden yükselen dualar, gözlerde biriken yaşlar, dudaklarda titreyen niyazlar… Herkes yürür; fakat her kalp kendi içinden geçer. Kimi mahcubiyetle susar, kimi yıllardır sakladığı duasını arz eder, kimi Kâbe’ye her bakışında yeniden haşyet duyar. Tavaf bittiğinde fark eder hacı: Aynı halkada farklı kalpler, aynı merkezde farklı hasretler buluşmuştur.

Tavaf, kula şunu öğretir: Hayatın merkezi Allah olursa yön kaybolmaz. Başka merkezler etrafında dönüldükçe yorgunluk, dağınıklık ve savrulma artar. Kâbe’nin etrafında dönen hacı, kendi hayatını da tevhide göre yeniden düzenlemeye niyet eder. Bir halka içinde yürür; fakat aslında içindeki dağınıklığı toplar. Yavaş yavaş, dua dua, adım adım.

Tavafta insan, kâinatın düzenine sembolik bir uyum hisseder. Atomdaki elektronların çekirdek etrafındaki hareketinden gök cisimlerinin yörüngelerine kadar varlık âleminde bir nizam, bir dönüş, bir merkez etrafında akış vardır. Tavaf bu fizikî hareketlerin taklidi olarak görülmez elbette ve fakat bu dönüşler de insana şunu hatırlatır: Kâinatta her şey ilahî bir ölçüyle hareket ederken kul da kendi iradesini Allah’ın rızasına göre hizaya sokmalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şöyle haber verilir: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihinin farkında değilsiniz.” (İsrâ 17/44). İnsanın cansız zannettiği varlık bile kendi lisanınca Rabbini anar. Gökler, yer, dağlar, yıldızlar, zerreler… Hepsi kendisini var eden âlemlerin rabbi olan Allah Teâlâ’ya yönelmiş bir kulluk düzeni içinde.

Bir başka ayette bu düzen şöyle bildirilir: “Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider.” (Yâsîn 36/40). Varlık âlemi başıboş bir savruluş içinde değildir, her şey kendisine çizilen yolda seyreder. Güneş kendi yolunda, ay kendi menzilinde, yıldızlar kendi düzeninde. Hepsi, ilahî bir takdirin içinde akar. Kâinat emre boyun eğerek döner, hacı ise imanla, ihlasla, muhabbetle ve şuurla döner.

Bu dönüş, aynı zamanda tevhid bilincini diri tutan bir zikir hâlidir. Hacı Kâbe’nin etrafında dönerken Allah’ın birliğini yalnız diliyle ikrar etmez; bedeniyle, yönelişiyle, ritmiyle, duasıyla da bu hakikate katılır. Kalp dağınıklıktan merkeze, benlikten kulluğa, çokluktan birliğe çağrılır.

Tavaf, ümmet olmanın sessiz terbiyesidir. Orada kimse tek başına yürümez; herkes aynı merkeze bağlı, aynı istikamette ve aynı teslimiyet halkasında yol alır. Omuz omuza yürüyen hacı, hayatın içinde de kardeşiyle yan yana durmayı öğrenmelidir. Tavafta kimse başkasının yönünü bozmaz, akışı incitmez, kalabalığı yararak kendine özel bir yol açmaya çalışmaz, çalışmamalıdır. Bu hâl, döndükten sonra da bir ahlaka dönüşmelidir: Kardeşinin hakkını gözetmek, ortak iyiliği öncelemek, ümmetin akışını bozmadan hayra omuz vermek, aynı kıbleye yönelen gönüllerle birlikte yürümek. Tavaf, hacıya Allah merkezli bir hayat kadar, kardeşlik merkezli bir sorumluluk da öğretir.

Her şavtta kul biraz daha sadeleşir. İlk dönüşte gözler Kâbe’ye alışmaya çalışır; ikinci dönüşte kalp kendine gelir; üçüncü dönüşte dua derinleşir. Sonra adımlar kalbin ritmine karışır. Dördüncü, beşinci, altıncı şavt… Her dönüşte başka bir yük dökülür insanın içinden. Yedinci şavta varıldığında hacı aynı yerde bitirmiş gibi görünür tavafı; oysa başladığı hâlden başka bir hâle geçmiştir. Mekân aynıdır ama kul başka. Dönüş aynıdır ama mana başka.

Tavafın yedi şavt olması öncelikle taabbüdî bir ölçüdür; kul, her hikmetini bütünüyle kuşatamadığı bir emri Rabbine güvenerek yerine getirir. Bununla birlikte yedi sayısı Kur’an-ı Kerim’de dikkat çeken bir bütünlük ve kuşatıcılık işareti olarak karşımıza çıkar. “O, yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratandır.” (Mülk 67/3). Talâk suresinde Allah’ın yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattığı (Talâk 65/12) bildirilir. Yusuf suresinde yedi başak rüyası (Yusuf 12/43) anlatılır. Hicr suresinde cehennemin yedi kapısından bahsedilir, yine aynı surede Peygamberimize verilen “tekrarlanan yedi ayet” (Hicr 15/44, 87) hatırlatılır. Bütün bunlar, yedi sayısının vahyin dilinde kuşatılmışlığı, tamamlanmışlığı ve ilahî ölçüyü hatırlatan bir işaret taşıdığını düşündürür.

Tavafın yedi şavtı, sa’yin yedi şavtı, cemrelerin yedi taşı da hac ibadetinin içinde ayrı bir ritim oluşturur. Tasavvufî yorumlarda nefsin yedi mertebesi bu yedi şavtla ilişkilendirilir: Nefs-i emmâre insanı kötülüğe çağıran ham benliği; nefs-i levvâme kendini sorgulayan uyanışı; nefs-i mülhime hayra yöneliş ilhamını; nefs-i mutmainne Allah’a güvenle huzur bulan kalbi; nefs-i râdıye ilahî takdire razı oluşu; nefs-i mardıyye Allah’ın rızasına erme ufkunu; nefs-i kâmile ise olgunlaşmış kulluk kıvamını hatırlatır. Kul her dönüşte nefsinin ağırlıklarından biraz daha uzaklaşır; dünyevî bağlılıklardan arınarak manevî bir olgunluğa doğru yürür. Bu yorumlar tavafın fıkhî hükmünün yerine geçmez; fakat onun kalpte açtığı terbiyeyi daha derinden düşünmeye vesile olur.

Bazı rivayetlerde Kâbe’nin Hazreti Âdem’den, hatta ondan önce meleklerden bu yana tavaf edildiği aktarılır. Hacı Kâbe’nin etrafında dönerken kendisini uzun bir kulluk zincirinin halkası gibi hisseder. Geçmiş peygamberlerin, salihlerin, âşıkların, mahcup kulların izinde.

Tavafta herkes aynı merkezin etrafındadır. Kimi uzak diyarlardan gelmiş, kimi yıllardır beklediği duaya kavuşmuş, kimi gençliğinin hasretini yaşlılığında Beytullah’ın huzuruna getirmiştir. Kimi annesinin duasını taşır, kimi evladının adını kalbinde saklar, kimi ümmetin derdini kendi derdi bilerek yürür; fakat o halkada herkesin kalbi aynı soruya yaklaşır: Benim hayatımın merkezi nerede duruyor?

Bu soru, tavaf bitince de hacının peşini bırakmamalıdır. İnsan bazen farkında olmadan işini, kazancını, itibarını, konforunu, görüşünü, fikrini, hatta haklılık iddiasını hayatının merkezine yerleştirir. Sonra bütün kararları o merkezin etrafında dönmeye başlar. Tavaf, bu gizli merkezleri fark........

© Haber7