Aç kapıyı, haber var
Her ay, göğe aynı incelikte bir hilal doğar.
Aynı yörüngede yürür, aynı ölçüyle belirir ve fakat taşıdığı çağrı her defasında yeniden işitilmeyi bekler.
Ay, on bir aydan farklı olarak senede bir defa zamanın içinden ayrılmış bir mevsimi haber verir. Hilal, yalnızca yeni bir ayın başladığını göstermez; rahmetin yaklaştığını da duyurur. Gökte ince bir çizgi gibi görünür, kalpte genişlemesi beklenen bir iklime işaret eder.
Gökte beliren o ince kavis, zamanı ölçüyle yöneten kudreti hatırlatır. Kur’an-ı Kerim’de ayın seyri şöyle tasvir edilir:
“Ay için de birtakım menziller takdir ettik; dolaşa dolaşa sonunda o, eski hurma salkımının ağaçta kalan yıllanmış sapı gibi ince, eğri ve sarı bir hâl alır. Ne güneş aya yetişip çarpabilir ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her biri, kendine ait bir yörünge de yüzer, gider.” (Yasin,39-40)
Ay menzilden menzile geçer. Hilal olarak başlar, büyür, kemale erer; ardından incelerek yeniden başlangıca döner.
Bu seyir ölçü üzeredir. Yörüngeler şaşmaz. Zaman başıboş akmaz.
Her ayın başlangıcı gibi ramazanın da hilalle başlaması bu ölçünün parçasıdır. Gökte menzillerini şaşmayan ay gibi, insanın da yönünü muhafaza etmesi, istikametini bilinçle koruması beklenir. Hilal gökte doğar da asıl doğuş kalpte gerçekleştiğinde anlam tamamlanır.
Dışarıdan bakıldığında bir ay başlar; içeride ise hesap, arınma ve yöneliş başlar. Takvim ilerler; insan yönünü gözden geçirir, istikametini sağlamlaştırır, kıblesini bilinçle teyit eder. İstikameti sahih olanlar için bu ay sebatı kuvvetlendirir, kökleri derinleştirir.
Ramazan sarsıcı bir gürültüyle gelmez. Derinden hatırlatır. Arındırır. İç kapıları sessizce açar.
Ramazan aç bırakmak için gelmez. Açın hâlini anlamak, aç olanı doyurmak, kalbi infaka açmak elbette bu ayın ruhuna dâhildir ve fakat ramazanın hedefi daha derinlere uzanır: Günahlardan arındırmak için gelir; imanı yenilemek için, ahdi tazelemek için, bilinci keskinleştirmek için…
İnsan bu dünyaya başıboş bırakılmadı. Bir söz verdi. Bir şahitliğe çağrıldı. Bir emanet yüklendi.
Zaman geçtikçe o söz unutuldu, o şahitlik zayıfladı, o emanet ağırlaştı. Ramazan, unutulan ahdi hatırlatan ilahî bir ikazdır. Paslanan bilinci keskinleştirir; insana nereden geldiğini, nereye yürüdüğünü ve neyin sorumluluğunu taşıdığını yeniden fark ettirir. Kalbin üzerini kaplayan tortuları siler; insanı özüyle yüzleştirir. Yeryüzünde tüketmek için bulunmadığını, şahitlik için yürüdüğünü hatırlatır.
Ramazan insana kim olduğunu sorar. Kökünü… kimliğini… tarafını… Hangi doğrunun yanında durduğunu, hangi emaneti omuzladığını?…
Cevabı dışarıdan dayatmaz, insanın içinden yükselmesini ister.
Bu ay mensubiyeti kökleştirir. Kişiye bir inanca aidiyetini hatırlatır, o inancın şahitliğini omuzlarında taşıdığını hissettirir. Bir ümmetin parçası olduğunu idrak ettirir, o ümmetin derdiyle dertlenmeyi, yükünü yük bilip sahiplenmeyi öğretir. Ramazan insanı kendine döndürürken sorumlulukla yüzleştirir, açlığı hissettirirken adalet yükünü hatırlatır, susuzluğu duyururken merhamet borcunu omza koyar. Böylece insan hem kendini hem vazifesini yeniden idrak eder.
KENDİ ÖZÜMÜZE YENİDEN KAVUŞMAK
İnsan çoğu zaman farkında olmadan dağılır. Günlere, işlere, telaşlara bölünür. Elindekiler artar, içindekiler azalır. Kalabalıkların ortasında kendinden uzaklaşır, koşarken neden koştuğunu unutur. Gürültü çoğalır, hakikati işitme kabiliyeti zayıflar. Yıl boyunca hep bir eksiklik hisseder. Koşturmacada, alışkanlıkların tekrarında, gündelik telaşta… Acıkan, susayan bedenlerden ziyade ruhlar olur.
Ramazan ayına kavuşmak, manevi açlığın doyuma yönelmesidir. Kimisi bir yakınına kavuşur gibi sevinir, kimisi yıllardır görmediği bir dosta rastlamış gibi içi ısınır, kimisi de sessizce, gözyaşlarıyla karşılar bu ayı; çünkü bilir ki bir kez daha fırsat verilmiştir, bir kez daha rahmet kapıları aralanmıştır.
Ne çok insan bu ayı özledi fakat erişemedi. Ne çok kişi son ramazanını uğurladığını bilmeden kendisi uğurlandı. Şimdi biz, bir kez daha bu mübarek günlere erişmenin nimetiyle karşı karşıyayız. Bu, kazanılmış bir paye sayılmaz; lütfedilmiş bir imkândır. Açılmış bir rahmet kapısıdır.
Ramazan ayına kavuşmak; kaybettiğini yeniden bulmaktır. Unuttuğunu hatırlamaktır. İçinde susturduğun sesi yeniden işitmektir ve belki en çok da insanın kendi özüne yeniden kavuşmasıdır.
AÇILSIN GÖKLERİN KAPILARI
Şu hakikati baştan bilmek gerekir: Ramazan bir kapıdır. Rahmet kapısı, mağfiret kapısı, tövbe kapısı, cennet kapısıdır.
Kapı çalındığında mesele şudur: Dışarıdan geleni beklemek mi, içeriden açmak mı?
Biz her gün nice kapılar açıyoruz: Evlere, işlere, vitrinlere, ekranlara, kalabalıklara… Fakat insanın asıl ihtiyacı, rahmet kapısının açılmasıdır. Bu sebeple kalbin diliyle şöyle niyaz edilir:
“Ey kapıları açan Rabbim, bize en hayırlı kapıları aç.”
Bu dua bir temenniden ibaret kalmaz, bir tercih ve bilinç hâline gelir; zira her kapı hayra açılmaz. Bazı kapılar dağıtır, bazı kapılar karartır, bazı kapılar insanı kendinden........
