menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikat kapısı herkese açıktır

25 0
06.04.2026

Önceki yazımda, tasavvuf ile edebiyat arasında kurduğumuz bağda “mürid olma”yı kastetmediğimizi belirtmiştim.

Mürid olmak, yani bir tarikata bağlanma yoluyla tasavvuf düşüncesine sahip olmak, elbette Rabbimizden bir nasiptir. Kimi şartlara ve anlayışlara tabi olarak bu bağla bağlanmamak da o nasipten mahrum kalmak değil, Rabbimizden ona benzer bir nasibin umudunda olmaktır. Nitekim Allah Teâlâ, “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini kuvvetlendireceğimiz bilgilerin her birini sana anlatıyoruz. Bunlarda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı ulaşıyor.” (Hûd, 11/120) mealindeki ayetiyle hakkı (hakikati) anlamada, öğüdü (mev’izayı) fark etmede ve zikirde (salih amelde) Müslümanları ortak kılmıştır.

Dolayısıyla Müslümanlar, istidatları yani hak edişleri oranında; meslekleri, meşrepleri, tarikatları… her ne olursa olsun bu ortaklığa dâhildir. Bu manada Allah’tan gelen bilgi, Peygamberimiz Aleyhisselâm’dan gelen haberler her Müslüman için baş tacıdır; bu bilgi ve haberlerin taşıyıcıları olan Allah dostlarından, âlimlerden, mutasavvıflardan gelen bilgiler ise “nurun alâ nur”dur.

Bu hususu İbn Arabî’nin şu zikriyle örneklendirmek isterim:

“Salihlerden birisi bir insana şöyle tavsiyede bulunmuş: ‘Hakimlere çok soru sor, onlara soracağın ilk şey de akıl olsun. Her şey akılla idrak edilir. Allah’a hizmet etmek istediğinde, kime hizmet edeceğini düşün, sonra hizmet et.’

İbrahim el-Âhmimi, Zünnûn’dan tavsiyede bulunmasını istemiş, bu tavsiyeleri de ezberleyeceğini bildirmiş. Zünnûn şöyle demiş: ‘Gerçekten yapabilir misin?’ İbrahim........

© Haber Vakti