Ad kavminin sarayları, Siyonizmin kibri
Tarih, kendisini yenilmez sananların yıkılış hikâyeleriyle doludur.
Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Âd kavmini düşünün. Güçlerine güvendiler, devasa yapılar inşa ettiler, yeryüzünde kendilerinden daha kuvvetlisinin olmadığını zannettiler. Kendilerini vazgeçilmez, güçlerini tükenmez sandılar. Hz. Hud’un uyarılarına kulak asmadılar. Sonra bir rüzgâr esti… Kendilerine güven veren o ihtişamın, o gücün, o kibrin karşısında tutunamadılar.
İnsanın aklına şu soru geliyor: İnsan, gücünün zirvesine çıktığını düşündüğü anda aslında kendi çöküşünün temelini atıyor olabilir mi?
Bugün Orta Doğu’ya bakıyorum, aynı kibirli anlayışın izlerini görüyorum.
Siyonist İsrail’in sahip olduğu askerî güce, silahlara, ekonomik imkânlara ve uluslararası bağlantılara güvenerek kendisini hesap sorulamaz bir güç olarak görmesi… Gazze’de çocukların, kadınların, yaşlıların yaşadığı acılar… Filistin’de yıllardır dinmeyen gözyaşı…
Bütün bunların karşısında insan sormadan edemiyor: Bu kadar güç, insanlığı korumak için mi var, yoksa insanlığı susturmak için mi?
GÜÇ, İNSANI YENİLMEZ YAPMAZ!
Âd kavmi de güçlüydü. Onları yıkan, güçlerinin azlığı değildi; kendilerini gücün sahibi ve her şeyin üzerinde görmeleriydi.
Bugün siyonist zihniyetin en büyük yanılgısı da burada başlıyor. Askerî üstünlüğü, ekonomik nüfuzu ve siyasi desteği sınırsız bir dokunulmazlık gibi görmek!
Oysa hiçbir güç sonsuza kadar aynı yerde durmaz. Hiçbir silah, insanlığın vicdanından daha büyük değildir. Hiçbir devlet, işlediği zulmün hesabından sonsuza kadar kaçamaz.
Gazze’de yaşananlar yalnızca Müslümanların meselesi değildir. Bir çocuğun öldürülmesine, bir ailenin evinden edilmesine, insanların açlık ve korkuyla yaşamaya mahkûm edilmesine karşı çıkmak, insan olmanın gereğidir.
Bu yüzden siyonizme karşı yükselen itirazı yalnızca dinler arasındaki bir çatışma gibi göstermek........
