Tövbe Estağfurullah!
Sizin de 100 yılda yaşanacak olayları son 10 yılda yaşanmış gibi hissettiğiniz oluyor mu? Darbe girişimi, seller, yangınlar, salgın hastalıklar, depremler, savaşlar, zamlar, hayat pahalılığı ve gittikçe bencilleşen bir toplum derken yıllar su gibi akıp gitti. Zamanın bereketi azaldı, emeğin kıymeti kalmadı. Antik dönemlerde bile filozoflar zamanın çığırından çıkmasından şikâyet etmişlerdir. Burada önemli olan çığırından çıkan zamanı ne kadar dert edindiğimiz ve bu derde derman olabilecek ve geleceğe dair hangi fikri, hangi eseri ürettiğimizdir.
Bakıyorum, kangren haline gelmiş sorunları çözmeye sanki kimsenin mecali yok, niyeti de yok. İnsanların zihni de o kadar bulandırılmış ki; güzel konulardan bahsedince önemini kaybediyor, çirkin konulardan bahsedince özendirici oluyor. Çünkü iyiliğin kıymetinin bilinmediği, kötülüğün yüceltildiği, ehil ile cahilin bile ayırt edilemediği bir dönemde yaşıyoruz. İnsanlar da hayatı artık yaşayarak değil, medyatik unsurlar, kurgulanmış görüntüler ve anlatılar üzerinden algılamaya alıştırıldı.
"Suya sabuna dokunmayayım" diyemiyorum, "her koyun kendi bacağından asılır" diyemiyorum, "böyle gelmiş böyle gider" diyemiyorum, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" da diyemiyorum. Âlimler, mütefekkirler, ilim adamları değil de, ünlüler, fenomenler, dalkavuklar neden çok seviliyor, hiç düşündünüz mü? Dürüst, ahlaklı, bilgili, cesur, şefkatli ve merhametli insanların değil de, ne kadar vurdumduymaz, utanmaz, arlanmaz, haysiyetsiz tiplerin önplana çıkartıldığını gördükçe bizim de aklımıza neler gelmiyor ki...
Diyorum ki; "Kıdem" diye........
