Ekonomik istihbarat: Çizgiyi kim çeker?
Bir gün biri bir çizgi çekti.
Çizginin bir yanı “yeterli”, öte yanı “eksik” sayıldı. Sonra herkes çizgiye olan uzaklığını hesaplamaya başladı. Yaklaşanlar sevindi, geride kalanlar telaşlandı. Çizgiyi kimin, neden tam oraya çektiği zamanla unutuldu. Artık bunun da bir tercih olduğunu hatırlatanlara, “elinde bir sayı var mı” diye soruluyordu.
Bu hafta, o çizginin bir bölümü Türkiye için yeniden çizildi.
15 Ekim’de MSCI adlı kuruluş, Türkiye hisseleriyle ilgili bazı endeks değişikliklerini ikinci bir duyuruya kadar durdurduğunu açıkladı.
Sade haliyle: Türk şirketleri bundan böyle bu endekslerde yukarı doğru hareket edemiyor. Yabancı yatırımcıya açık pay oranları artırılmıyor, endeks hesabındaki pay sayıları yükseltilmiyor, yatırım yapılabilir endekse yeni şirket eklenmiyor, şirketler daha büyük segmentlere terfi ettirilmiyor.
Gerekçe olarak kurum şunu gösterdi: Bazı küçük ölçekli şirketlerle bağlantılı fonlar üzerinden koordineli işlem yapılabileceğine dair yatırımcı endişeleri ve bunun, şirketlerin fiilî dolaşımdaki pay oranını hesaplamayı zorlaştırması.
Takvim de verildi: Haziran 2027'ye kadar somut ilerleme görülmezse, Türkiye’nin “gelişmekte olan piyasa” statüsünün yeniden değerlendirilmesi için bir danışma süreci başlatılabilir.
Ertesi gün Borsa İstanbul yüzde 1,4 düşüşle açıldı.
Burada durup bir soru sormak gerekiyor: Bu kararı veren kim?
Bir devlet değil. Bir uluslararası örgüt değil. Bir antlaşma kuruluşu değil. Bir düzenleyici kurum da değil.
MSCI, New York borsasında işlem gören bir şirket. 1968'de kuruldu. Altı bin kişi çalışıyor, yıllık geliri üç milyar dolara yakın. İşi liste yapmak. Bu listeleri fonlara kiralıyor ve karşılığında yatırılan tutarın yüzde birinin ellide biri ile yirmi beşte biri arasında bir ücret alıyor.
Ve bu listelere göre hareket eden fonların büyüklüğü 16,5 trilyon doları aşıyor.
Altı bin kişilik bir şirket. On altı buçuk trilyon dolarlık bir referans.
Kimse onu seçmedi. Hiçbir parlamento onaylamadı. Hiçbir ülke ona yetki vermedi. Ama çizgiyi o çiziyor.
Dört haftadır bu köşede ulus üstü masaları dolaşıyorduk. Geçen hafta, kurucu antlaşması bile olmayan bir kurumun dünyanın en bağlayıcı kurallarını yazdığını konuşmuştuk. Bu hafta bir basamak daha indik: Karşımızdaki bir kurum bile değil. Bir şirket.
Ve dizinin bulgusu bir kez daha doğrulanıyor: Bu düzende, görünürlük ile bağlayıcılık ters yönde çalışıyor.
PARA NEDEN BİR LİSTEYİ DİNLER
Buradaki mekanizmayı anlamak önemli, çünkü sezgilerimize aykırı.
Bir fon yöneticisinin Türkiye hakkında olumsuz bir kanaate varması gerekmiyor. Pasif fon dediğimiz yapının işi, bir listeyi birebir taklit etmektir. Liste neyi içeriyorsa onu alır, neyi çıkarıyorsa onu satar. Yöneticinin fikri sorulmaz; sorulması zaten yasaktır.
Dolayısıyla burada bir kanaat değil, bir yükümlülük........
