Bulanık suda balık avlamak
Derler ya, at izi it izine karıştı. İnsanlar kime, neye inanacağını şaşırdı. Eskiden yok idi, şimdi bir de “sosyal medya” ve “yapay zekâ” var. Bir de baş belası troller ordusu var. Toplum atomize olmuş durumda. Deizmi filan geçtik; agnostisizmi, Şamanizm’i geçtik, satanist oluyor insanlar. LGBT ’yı geçtik; pedofiliyi, ensest ilişkileri konuşuyor insanlar. Artık sağcı, solcu konuşulmuyor. Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu konusuyla hiç ilgilenmemek, bu konuda bir tercihte bulunmama hâline apatizm diyorlar. Henüz bu moda Türkiye’ye gelmedi; “Ben apatistim” diyen bir sanatçı yok bildiğim kadarıyla. “Allah var mı yok mu?” sorusu bu kişiler için önemsizdir; ne inanırlar ne de reddederler, konuyla meşgul olmazlar. Ateizm (Tanrı'ya inanmama) veya agnostisizm (bilinemeyeceğini düşünme) gibi aktif bir duruş değildir. Sadece kayıtsızlıktır. Dinsizliğin adı irreligion oldu. Non-religious, hiçbir dine mensup olmama hâlini ifade ediyor. “Türkiye Barışı” hikâyesinden sonra kim Türk, kim Kürt, “Zazalar Kürt mü?” tartışması alevlenirse bu benim için sürpriz olmaz. Sahi Kürtçe resmî dil olacaksa bu dil Zazaca mı, Kurmançi mi olacak? Neyse milletçe tartışmayı seviyoruz, tartışırız. “Bârika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar” derler de bizimkisi öyle olmuyor. Çünkü kimse birbirini dinlemiyor ki anlasın ve anlaşsınlar. 15 Temmuz’dan sonra mesela Kürt kiracısı evinden çıkmıyorsa ev sahibi onu “PKK’lı” diye ihbar ediyor, adamın başına gelmedik iş kalmıyordu. Türk ise o zaman da “FETÖ’cü” dediniz mi aynı durum onun başına geliyordu. Bugüne gelince birine karşı husumetiniz varsa, onu yıpratmak istiyorsanız “Oteli var” dediğinizde “Kumar oynatıyor” ya da “Fuhuş yaptırıyor veya uyuşturucu partileri düzenliyor” gibi anlamlara geliyor. “Şu kadar evi var, villası var, yurt dışında parası var” derseniz hedefteki insan hakkında şaibe oluşturuyorsunuz. Böyle işler, insanlar yok mu? Var elbette, hem de sayıları az değil. Onları birçok kişi bilse de onlar hakkında konuşmak riskli. Hemen hemen onların birçoğunun arkasında mafya babaları, çeteler filan vardır diye korkuyor insanlar. Mesela aylardır kabine değişikliği, bununla beraber bürokraside büyük değişiklikler olacağı iddiası var. Birileri kendi adamlarını o yere getirmek için, o makamla ilgili adı geçenleri yıpratmak için akla hayale gelmedik iftiralarda bulunuyorlar. Her ne kadar “Müddei iddiasını ispatla yükümlüdür” kuralı olsa da bu çevreler dar çevrede dedikodu şeklinde ya da sosyal medya üzerinden bu tür aşağılık işlere tevessül edebiliyorlar. Tekrar söylüyorum, bu işler olmuyor değil ve bunların sayısı tahmin edilenden daha fazla. Ama atama konusunda yaşananlar gerçekten rahatsız edici... Çoğu kişinin ehliyet ve liyakat derdi yok. Ya kendi adamını bir yerlere getirmek ya da kendileri için risk olacak birilerini karalayarak belli bir makama gelmesini engellemek derdindeki bu çevrelerin siyaset ve bürokrasi üzerindeki olumsuz etkileri, insanların bu kurumlara güven ve saygısını zedeleyecek düzeyde. Bütün bunlar ahlaksızlığın sonucu. Ahlaksızlık dinsizlikten daha büyük ve yaygın bir beladır. O satanist, pedofilik Siyonist takımı dinsizlik içinde bir grubu ifade eder. Ahlaksızlık dindar görünen kişi, grup ve çevreleri de kapsamaktadır. Bu ahlaksızların bir kısmı münafıklık yapıyor. Bir kısmı ise mensup olduğu dinî topluluğun yüz karası... Bunlar küçük büyük menfaatler için dinî toplulukların itibarlarını ayaklar altına alıyorlar. Para, kadın, makam uğruna birileri her haltı yiyebiliyor. Hatta bu ahlaksızlık artık “Masa, Kasa, Nisa” şeklinde ifade ediliyor. LGBT’nin bu kadar alenileşmesi ve yayılmasından sonra artık fuhuş sadece kadınlar üzerinden değil, toplumsal........
